DUYGU DEĞİŞTİRME İLKELERİ

DUYGU DEĞİŞTİRME İLKELERİ
(ÖZET)

EROL COŞKUNER

1. BÖLÜM : Duyguların Gücü
2. BÖLÜM : Duygulara Egemen Olmak
3. BÖLÜM : Duygularımız Karşısında Çaresiziz / Duygu Eğitiminin Üç İlkesi
4. BÖLÜM : Duyguların Pekişmesi
5. BÖLÜM : Çözümler
6. BÖLÜM : Korkuyu Yenmek için Korkulan Şeyle Karşılaşmanın İki Yolu
7. BÖLÜM : Uygulamalar

1. BÖLÜM : Duyguların Gücü

Duyguların gücünü, duygularımızla amaçlarımız çatıştığında ya da duygularımızı değiştirmek istediğimizde anlarız.

Duygularımızla düşünce ve değerlerimiz çoğunlukla uyum içindedir.
Banyonun tehlikesiz bir yer olduğunu bilir ve rahatça yıkanırız.
Kadifeyi sevmesek bile korkulacak bir yanı olmadığını biliriz ve korkmayız.
Sakınılacak bir yanı yoksa (ayrıca sakınılacak ne olabilir ki) rahatça konuşuruz.
Neden?
Çünkü duygularınızla değerleriniz ve düşünceleriniz uyum içindedir de ondan.
Duygularımızın ne kadar kendi başlarına buyruk olduklarını ancak amaçlarımızla, değer ve düşüncelerimizle çatıştığında anlıyoruz. Bu gibi durumlarda büyük acılar çekiyor ve duygularımız karşısında ne kadar çaresiz olduğumuzu farkediyoruz.

Şimdi hepsi yaşanmış olan şu örneklere bakın:

* Çek senet mafyasından biri… Güçlü, kaslı bir yapısı var. İki yıl önce banyodayken bir ses duyup dışarı fırlamış. Sonra bu sesin termosifondan geldiği anlaşılmış ama korkusu geçmemiş. Şimdi banyonun kapısı açık olmadan yıkanamıyor. Bir çok kez tabanca veya bıçak üzerine yürümüş olan kendisine bu korkuyu yakıştıramıyor. Bu korku karşısında çaresiz…
* Yirmibeş yaşlarında üniversite mezunu bir genç hanım… Kadifeden korkuyor. Kadife giymek şöyle dursun kadife olan yerlere giremiyor, kadife giymiş kimselerle iletişim kuramıyor.
* Bir lise sonuncu sınıf öğrencisi… Öğretmenleriyle konuşamıyor. Kendisine bir şey sorulduğunda stresten kaskatı kesiliyorve ağzından bir kelime bile çıkmıyor. Öğretmenlerinin bir kısmı kabul etmiş ama bazıları bu korkunun gerçek olduğuna inanmıyor ve üstüne varıyorlar. Öğrenci korkuları karşısında çaresiz, artık okula gitmek istemiyor.
* Otuzbeş yaşlarında bir hanım… Dört yıl önce evlendiği eşiyle karşılaşıncaya kadar homoseksüel ilişkileri olmuş. Yeniden kadınlara ilgi duymaya başlamış. Kapılıp peşlerinden gitmek en büyük korkusu. Kocasını seviyor ve dürüst olmak gerektiğini düşünüyor. Aldatma düşüncesi ona büyük acılar veriyor. Çaresiz hissediyor…

Duygularımızla düşüncelerimiz ve değerlerimiz uyum içinde olduğu sürece sorun yok.
Ama duygularımızla düşüncelerimiz ve değerlerimiz çatıştığı anda onlar karşısında ne kadar çaresiz, ne kadar güçsüz olduğumuzu farkediveriyoruz….

2. BÖLÜM : Duygulara Egemen Olmak

Mutlu bir yaşamı gerçekleştirmek duygulara egemen olmakla başarılabilir ancak. Olumsuz duyguları yok ederek, olumlu duyguları çoğaltarak ve bazı olumsuz duyguları kazanarak (sigara sevmemek gibi)…

Korkularla, endişe, üzüntü ve paniklerle dolu bir yaşam güzel olabilir mi hiç? Utangaçlığını konuşamamaya vardıran öğrenciyi, kadifeden korkan genç kadını düşünün. Bu olumsuz duygular sebebiyle neleri yitirmişlerdir. Olumsuz duyguları değiştirmeyi öğrenmek gerek…

Ama olumsuz duygular da gerekli kimi durumlarda. Kadınlara ilgi duyan ve kocasını yitirmekten korkan kadını düşünün. Örneğin bir çok kimse sigaradan ve içkiden nefret etmeyi ne kadar isterdi?

Bize güzel duygular yaşatan şeylerin sayısının artması ne kadar iyi olurdu. Alışkanlıklar içinde koşup giderken farkına bile varmadığımız şeylerin bizlere sevinçler, coşkular vermesini nasıl istemeyiz?

Duygularımızın üzerinde egemenlik kurmak mutluluğumuzun şartı ise duygularımızı istediğimiz yönde değiştirmeyi öğrenmeliyiz. Bu kitabın amacı da işte bunu öğretmek…

3. BÖLÜM : Duygularımız Karşısında Çaresiziz / Duygu Eğitiminin Üç İlkesi

A)
Duygularımızı değiştirebilmeyi mutluluğumuzun şartı olarak ileri sürmüştük ama duygularımız karşısında çaresiz olduğumuzu da söylemiştik…

Duygularımızı beyinden bağımsız bir sinir sistemi (bağımsız sinir sistemi) yönettiğinden çaresiziz…

Bu yüzden;
Korkacak ne var dediğimiz halde panikler yaşadığımız,
Kıskanmayı saçma ve bize yakışmaz bulurken kıskandığımız,
Çekinmenin alemi yok derken diyeceklerimizi söyleyemediğimiz zamanlar olmuştur…
Duygularımızı istediğimiz şekli alıverecek şeylermiş gibi görürüz. Bizi başarısızlığa götüren yanlışımız budur işte.

Korku, sevinç, bıkkınlık ve endişelerimiz hep bedendeki belli olayların algılanmasıdır. Örneğin endişeyle bir şeyleri bekleyen, stres yaşayan birini düşünün: kalbi hızla atar, kanında şeker, oksijen artmıştır. Göz bebekleri büyümüştür, soluk alışları hızlanmıştır…

Duyguları oluşturan bu olayları değiştirmek elimizde değil. Size kolunuzu “kaldırın der” gibi kanınızın kimyasını değiştirin, kalbinizi yavaşlatın,” diyemem. Elinizde değildir çünkü.

Bunları değiştirmeden de, duygularınızı değiştiremezsiniz…
Duygularımız “otonom sinir sistemi” adı verilen ve beyinden bağımsız çalışan bir sinir sistemi tarafından yönetiliyor. Bu nedenle duygularımızı bilgimiz, kişiliğimiz, değerlerimiz ve irademizle yenemeyiz…
Onlarla başetmek istiyorsanız, onların dilini (oluş ve yokoluş kanunlarını) öğrenmelisiniz.

B)

Bütün duygu değiştirmelerini bu üç ilkeden birine dayanarak gerçekleştireceğiz.
• Klasik Şartlama,
• Operan Şartlama,
• Model Alma

Klasik Şartlama deneylerini Pavlov köpekleriyle yapmıştı. Zil çalıyorsunuz köpekte tepki yok. Ama zil çaldıktan sonra şok verirseniz, köpek zile tepki vermeye başlıyor. Zil çaldığında şok vermeseniz de şok yemiş gibi davranıyor. Zille birlikte yiyecek verirseniz, zili yemekmiş gibi karşılamaya başlıyor.

Demek duygu değeri olmayan zil şokla birlikte yaşanırsa olumsuz, yiyecekle birlikte olursa olumlu duygu değeri kazanıyor. Başka değişle, bir süre yanyana bulunan şeylerden birinin duygusu diğerine bulaşıyor (geçiyor).
Köpeğin zil sesini duyduğunda yaşadığı korku, zil sesinden sonra şokun geleceğini anlamış olmasından değildir kesinlikle.

Duygularımızın çoğu bilinçdışı ve otomatik işleyen mekanizmalar tarafından yönetilir. Bu nedenle oluşumlarının farkında bile olmayabiliriz.

Bir örnek:
Evlenmeden önce normal bir cinsel yaşamı olan biri eşiyle ilişki kuramıyor. Nedeni araştırıldığında, geçmişte çok kötü cinsel deneyim yaşadığı yerdeki duvar kağıdı ile şimdiki yatak odasının duvar kağıdının aynı olduğu ortaya çıkıyor.

Bizde belli bir duygu uyandıran şeye sürekli eşlik eden şey karşısında da aynı duyguyu yaşıyoruz.

Diğer öğrenme yolu da operan şartlama. Canlılar ödüllendirilen davranışları gittikçe daha sık yapıyorlar. Örneğin köpeğe iki ayağı üzerindeyken sürekli yemek verin, iki ayak üzerinde durma alışkanlığı kazanacaktır. Tersini yapmaya başlayın, iki ayak üzerinde durmayı bırakacaktır. Bu yolla duygusal tepkiler de öğretilebilir. Aynı köpeğe hırladığı zaman yemek vermekle, kızgınlığı alışkanlık haline getirebiliriz…

Bu ilke insan dünyasında da geçerlidir. Varsayın bir baba oğlunu çok seviyor ve kıyamıyor. Onu üzgün gördüğüne dayanamıyor ve memnun etmek için gezmelere götürüyor, hediyeler alıyor, onunla oyun oynuyor. Böyle bir baba farkında olmadan oğlunun sıkılmalarını durmadan ödüllendirmektedir ve oğluna sıkılmayı alışkanlık haline getirmektedir.

Bu ilkeyle, acı çekmeyi aranan bir şey haline bile getirebilirsiniz. Yine başka bir baba yorgun olduğu için oğlunun yaramazlığına öfkeleniyor ve onu dövüyor. Sonra pişman olup yanlışını düzeltmek için çocuğunu seviyor, sevdiği şeyleri yapıyor, vermediği şeyleri veriyor. Babayı kızdırmak ödüllendirilmiştir ve dayak iyi şeylerin olacağının işareti haline gelmiştir. Bu durum yeterince tekrar etsin babayı kızdırmaktan zevk alan, dövülmekten memnun bir çocuk çıkacaktır ortaya.

Hayvanlar da insanlar da farkında olmadan çevrelerindekini taklit ediyorlar. Bu bilinçdışı benzeme olayına “model alma” diyoruz.

Örnek:
Bir çocuk küçük kardeşini sık sık ve çok kötü dövüyor. Anne de küçük çocuğu korumak için büyüğü dövüyor. Dövmeye karşı olduğu halde duruma uygun düşen alışkanlığı olmadığı için bu yolu kullanıyor. Bu anneye büyüğe dövme alışkanlığını kendisinin kazandırdığı söylense ne kadar afallardı. Çünkü “dövme” diyerek döverken sorunları dayakla çözme konusunda oğluna model oluşturduğunun farkında değildi.

4. BÖLÜM : Duyguların Pekişmesi

Olumlu duygular pekiştirilmediğinde kayboluğu halde, olumsuz duygular KENDİLERİNİ PEKİŞTİRDİKLERİNDEN KAYBOLMAZ.

Süreklilikleri bakımından olumlu duygularla olumsuz duygular arasında çok önemli bir fark var.
Yine örnekle açıklamak faydalı olacak:
Köpeğe zil çaldığında yemek verirseniz, zili yemek gibi karşılamaya başlıyordu. Ama köpek bu alışkanlığı kazandıktan sonra zil çalar ve yemek vermezseniz bir süre sonra öğrendiklerini unutuyor.

Ama zil çalınca şok verirseniz durum farklı oluyor. Eğer zil çaldığında köpeğe kaçma şansı verirseniz, artık şok vermediğiniz halde korkusu devam ediyor. Çünkü her zil sesi duyduğunda kaçacak, şoka son verildiğini deneyimleyemeyecek ve şok verilmeyeceğini öğrenemeyecektir. Köpeğin korkusunun geçmesi için şok verilmenin kesildiğini yaşaması gerek: zil çalacaksınız, önce kuşkusuz panikleyecek ama korkusu geçinceye kadar kaçmasına izin vermeyeceksiniz. Bir kaç denemeden sonra korku geçiyor, zilden sonra şokun gelmediğini gördüğü için.

Demek ki korkusunun bitmesi için korktuğu şeyle karşılaşması gerek. Önemli bir kural bu. Hiç bir korku onunla karşılaşmadan geçmiyor.
Kaçınırsak korkularımız devam ediyor. Biri kediden korkuyorsa, korkusu nedeniyle uzak durduğu için bitmiyor.

Korkunun karşılaşmadan bitmemesinin başka açıklamaları da var:
Kediden korkan birinin kediye her yaklaşması korkusunu büyütecektir.
Demek; her yaklaşma hareketi cezalandırılıyor (operan şartlama)
Durduğunda ve kediden uzaklaştığında korkusu azalacaktır ve yeterince uzaklaştığında da bitecektir korkusu. Demek her kaçınma hareketi ödüllendirildiği için kaçınma davranışı pekişecektir.
Kaçınma davranışı pekiştirildiğinden ve yaklaşma davranışı cezalandırıldığından; korktuğumuz şeyden her kaçınışımızda korkumuz pekişecektir.

Başka bir değişle: korkulan şeyle, korku geçinceye kadar karşılaşmadıkça KORKU GEÇMEZ.

Her korku, ne kadar büyük olursa olsun korkulan şeyle karşı karşıya kalınca kesinlikle geçer. Bu yolla geçmeyecek korku yoktur. En büyük korkular için 60-70 dakikalık süre yeterli oluyor.

Örnek olarak biri şöyle diyebilir. “Londra 4 saat, kaç gez gittim uçakla ama uçak korkum geçmedi.” Bu kişi dört saat uçakta kalmıştır ama kendisine uçakta olduğunu unutturmaya çalışmıştır. Ya uyumuştur ya arkadaşıyla sohbete kaptırmıştır. Bunlar da kaçma sayılır. Bu kişinin uçak korkusunu unutmasına izin verilmemeli tam tersi korkusu yatışacak olsa uçakta olduğu ve uçağın düşebileceği hatırlatılmalıydı.

Otonom sinir sistemi çok ilkeldir. Hayvan düzeyindedir. Duygu eğitimi sırasında şunu hiç unutmayın; hayvan düzeyinde bir öğrenmeyi gerçekleştiriyorsunuz. Bir kediyi, bir atı nasıl eğitiyorsanız öyle davranın kendinize ya da karşınızdakine.
Korkan bir kediye ne yapıyorsanız, kediden korkan birine de öyle yapın. Kedinin kokulacak bir hayvan olmadığını söylemeyin, korkusunun üzerine gitmesi konusunda ısrar etmeyin, iradeden söz açmayın. Yavaş yavaş ve yatıştırıcı sözlerle yaklaşın.

Korkular gibi bütün olumsz duygular da kendi kendilerini besledikleri için kendiliğinden bırakılamazlar.

5. BÖLÜM : Çözümler

Korkuları karşısında panikleyen birine dayan geçecek demek bir işe yaramaz…

Önemli bir sorun:
Büyük panikler yaşayanlar için, korkulan şeyle, korku geçinceye kadar karşı karşıya kalmadıkça korku geçmez demek çok korkunç ve umut kırıcı bir bilgi… Köpekle karşılaşınca panikleyen kimse nasıl köpekle bir arada durabilir ki, onun sorunu zaten köpekle bir arada duramamak…
Bunun için iki yol var:

A) Basamaklandırmak:

Basamaklandırmada da iki tür:

1) Az korkutucu olandan daha korkutucu olana doğru alıştırarak ilerlemek. Köpek örneğinde; önce fino yavrusu, sonra küçük başka bir köpek, sonra kurt köpeği gibi…
2) Bazen de korkulan olayı parçalayabiliyoruz. Evden çıkamayan biri önce kapıya gitmeye, ardından kapıyı açmaya, sonra kapı önünde durmaya, sonra bakkala gidip bir şey almaya duyarsızlaştırılabiliyor.

Ancak basamaklandırmada çok önemli bir nokta var. Buna dikkat edilmezse korkuyu yok etmek yerine arttırabiliriz de.

Örneğin sokağa çıkamayan kimse kapıya yaklaştığında korkmaya başlar. Kapıyı açıp dışarı çıkınca korkusu daha da artar. Eğer bir sokak öteye gittiğinde dayanamaz eve dönerse, alışma gerçekleşmez ve korkusu büyür. Çünkü dışarı çıkmakla büyüyen korkusu geri dönmekle azaldı, böylelikle kaçma davranışı pekişti. İster kapının önünden, ister çok uzaklardan farketmez, korkarak geri döndüğü sürece korkusu pekişecektir. Ama bu kimse kapıyı açsa ve korkusu geçinceye kadar kapıda beklese, korkusu tümüyle geçtikten sonra dönse, geri dönüşü bir kaçma anlamı taşımayacaktır. Kişi bu basamağa duyarsızlaşmıştır artık.
Korku azalmışken bile bir basamaktan dönüş korkunun artmasına neden olacaktır. Her basamağa duyarsızlaşmadan yeni basamağa geçilmemelidir.

B) Korkulan Şeyle Hayalde Karşılaşmak:

Duygularımzı yöneten sinir sistemi hayale de tepki veriyor. Bu, olumlu duygular için de geçerli.

Duygu değiştirme sırasında şunu hiç unutmamak gerekir: Konuşmak etkisizdir. “Korkacak ne var,” “Sabret biter,” “Kedi zararsızdır,” demek bir işe yaramaz. Peki bu ilkel sinir sistemi neden dile değil de hayale tepki verir.

Bulunduğumuz odada bir masa olduğunu söylesem, bize göre “masa” sözcüğünün neyi gösterdiği çok açıktır. Masa, orada duran ve algıladığımız şeyi gösterir. Aslında o sözcük bütün masaları, geçmişte varolmuş, gelecekte varolacak bütün masaları göstermektedir. Yani çok soyut bir kavramdır “masa” sözcüğü. Hayvanlarda ortak olan ilkel sinir sistemimiz böylesine soyut bir şeyi anlayamaz. Bu nedenle sözcükler ve dil onun seviyesini aşan bir şeydir.
İşte bu nedenle konuşmak etkisizdir.

Ama odanızdaki masanızı hayalinizde canlandırmanızı istesem, silik de olsa hiç bir yanıyla masaya benzemeyen “masa” sözcüğünden daha çok benzeyecektir masanıza. Bu nedenle bağımsız sinir sistemimiz hayallere de tepkide bulunabiliyor. Hayallerimiz duygular uyandırabiliyor ve hayalde duygularımızı eğitebiliyoruz.

İsterseniz deneyin, çok sevdiğiniz bir yeri ayrıntılı düşünün. Göreceksiniz orada yaşadıklarınızı da yaşamaya başlayacaksınız. Yalnız şu önemli: bütün duyuları kullanacaksınız hayal kurma sırasında; sesleri, renkleri, dukunma duyularını, kokuları…

6. BÖLÜM : Korkuyu Yenmek İçin Korkulan Şeyle Karşılaşmanın İki Yolu

Korkulardan kurtulabilmek için, içimizdeki ilkel hayvan korkulanın artık korkulacak bir şey olmadığını öğreninceye kadar, korktuğumuz şeyle karşı karşıya kalmamız gerekiyordu. Bu da iki yolla olabilir:

1) Korkulan şeyle doğrudan karşılaştırma. Örnek: Korkan kediye size alışıncaya kadar basmak basamak yaklaşarak…

2) Korkulan bir şeye hoşa giden bir şeyle birlikte alıştırma. Örnek, kediye kaçamayacağı bir odada, korkarak da olsa yaklaşabileceği bir yakınlığa et atıp alıştıkça eti daha da yakınlaştırarak. Buna “karşı şartlama” metodu diyoruz.

Klasik şartlamada iki olaydan birinin duygu değeri yoktu. Örneğin, köpek zile tepki vermezken, bir süre sonra zille birlikte bulunan şeye (şok veya yemek) verdiği tepkinin aynısını zile de vermeye başlıyordu.

Karşı şartlamada ise; yanyana bulunan iki şey de duygu uyandırıyor. Ve bu duygular karşıt. Kedi için et de, korktuğu insan da duygu uyandırıyor. İnsan uzağa iterken et çekiyor. Bu çelişkili etki nedeniyle buna karşı şartlanma adı verilmiş.
Karşı şartlama da hayal yoluyla etkilidir ve basamaklandırılabilir.

7. BÖLÜM : Uygulamalar

Şimdiye kadar okuduklarımız açıklamaydı. Şimdi grup çalışmalarından örnekler vereceğim.

Duygu değiştirme sırasında kullanılan bilgileri topluca hatırlayıp örneklerimize geçelim:

1) Öğrenmenin üç ilkesi var: Klasik Şartlama, Operan Şartlama ve Model Alma
2) Duygu değiştirme çalışması hayalde de yapılabilir
3) Olumsuz duyguyu değiştirmek için olayı basmaklandırabiliriz
4) Olumsuz duyguları yok ederken; ya yalnızca korkanı korkulan şeyle karşılaştırırız, ya da hoşuna giden bir şeyle birlikte karşılaştırırız.
5) Bilgilendirme, nasihat, yüreklendirme ve buna benzer şeyler bir işe yaramaz.

Uygulamalarda göreceksiniz, kişilerden duygularını puanlamaları istenecek. Bunu öğrenme sırasında değişmelerin ayrıntılı farkedilmesi için yapıyoruz. Olayları doğru izlemek öğrenmeyi hızlandırdığı gibi, değişmelerin farkında olmamak bazen öğrenmeyi durduracak ölçüde etkili olabilir. Bu nedenle öğrenmenin yaşandığı yerlerde, değişmelerin puanlanmasını sık sık isteriz.
Yalnız bu puanlama cetvelle ölçmeye, ya da tartıyla tartmaya benzemez. Objektif değildir. Rahatlığımızı puanlarken kesin ölçümler yapamayız. Burada amacımız yalnızca anlaşılır ve kullanışlı bir karşılaştırmayı gerçekleştirmek.

1. Uygulama: Bir ressamın resim yaparken yaşadığı olumsuz duyguları değiştirme çalışması. Bu çalışmadan sonra yeniden severek resim yapmaya başladı.

Ressam bir hanım, atölyesinde 1 yıldan beri rahat resim yapamıyor.
– Ben evimi atölye gibi kullanıyorum. Daha ışıklıdır diye salonu atölye haline getirdim. Fakat atölyeye girmek, fırçaları elime almak, boyaları hazırlamak beni rahatsız ediyor.
– Atölye dışında resim yaparken de böyle bir sorun yaşıyor musunuz?
– Atölye dışında da istediğim kadar rahat değilim
– O zaman sorun atölyede resim yapamamak değil, sorun resim yapamamak. Rahatlığınız nasıl?
– Düştü, 12’den 8’e indi.
– Rahatlığınız artsın.
– Evet. 12 oldu.
– Sizce neden resim yapmanızda böyle bir değişme oldu? Bu soruma cevap vermeyi bir görev gibi almayın. İstemiyorsanız bu konuda konuşmayabilirsiniz.
– 1.5 sene kadar önce yoğun çalıştığım dönemde çok farklı rüyalar, kabuslar görmeye başladım ve bunların resimlerini yapmayı denedim.
– Kabusların resimlerini yaparsanız, klasik şartlanma sonucu bir müddet sonra resim yapmak için tuvalin başına geçtiğinizde kabusların sizde uyandırdığı olumsuz duyguları yaşamaya başlarsınız ve resim yapmak sizin için rahatsız edici bir şey haline geliverir. Rahatlığınız ne kadar.
– 10’a düştü.
– Bakın bu sefer daha az düştü. Gene rahatlığınızı dinleyin, rahatlığınızın artması için.
– 20 oldu.
– Çok güzel
– Ben önce hayallerimin resmini yapıyordum. Sonra hayallerim kabusa dönüştü.
– Şimdi bu kabuslardan birini bize anlatabilir misiniz? Ama bu arada rahatlığınızı sorayım.
– 18’e düştü
– Tekrar 20 olsun. Bizim bu çalışmamız bir karşı şartlamadır. Rahatlığınız her düştüğünde tekrar arttırmanızı istiyorum. Yeniden rahatlayınca da sizi rahatsız eden şeyi konuşmayı sürdürüyorum. Demek yalnızca siz rahatken sizi rahatsız eden olayları konuşmaktayız. Böylece rahatsız eden olaylar hep rahatlıklarla yan yana getirilmekte… bildiğiniz gibi bu bir karşı şartlanma olayı. Aslında bütün terapi ekollerinin temelinde karşı şartlanma yatar. Yani, rahat, sakin ve suçlamayan terapist karşı tarafı rahatlatarak dinler. Şimdi rahatlığınız ne kadar.
– 22 oldu.
– Çok güzel şimdi sizi dinliyorum.
– Kabuslardan birinde kedimi ve ayrıldığım kocamı bir gölde boğuyorum.
– Kedi, kocanızın kedisi miydi?
– Hayır, benim kedimdi.
– Rahatlığınız ne kadar?
– Aynı, düşmedi.
– Çok güzel. Başka kabus var mı?
– Evet, var. Kedi çok büyümüş ve bana cisel olarak saldırıyor. Ben de pek karşı koymuyorum. Bir de benim öldürdüğüm bir bebek var.
– Rahatlığınız ne kadar?
– 20’ye düştü.
– Tekrar 22 olsun. Şu anda tam anlamıyla bir karşı şartlanma işliyor. Rahat bir ortamda kabuslarınızı konuşmamızın sonucunda rahatsız edicilikleri azaldı gibi. Çünkü rahatlığınız fazla düşmüyor.
– 22 oldu.
– Çok güzel. Madem ki ressamsınız, burada tahta da var. Bize anlattığınız o iki kabusu tahtaya kroki olarak çizebilir misiniz?
– Denerim. (İki kabusu da çizdi ve çizerken rahatlığı düşmedi. Aksine 25’e çıktı)
Şimdi dikkat ederseniz burada realitede çalıştık. Bunu hayalde de yapabilirdik. Ayrıca güzel bir olayın keyifli duygusunu da rahatlık duygusunun yerine kullanabilirdik. Böylece sanatını keyifle uygular hale getirebilirdik.

Ertesi hafta:
– Geçen hafta resim yaparkenki rahatsızlığınıza 10 dersek ve 0 da çok rahat resim yapma anlamına gelse, bugün gene 10 mudur?
– Bu hafta 8 diyebilirim,
– Demek ki rahatsızlığınızda 2 puanlık bir azalma var. Çok iyi. Şimdi geçen hafta nerede resim yaptınız ve neler yaşadınız onu tespit edelim. Yani resim yapmayla ilgili bir görüntü oluşturmak istiyorum. Biliyorsunuz duyguları yöneten sinir sistemi söze değil görüntülere tepkide bulunuyor…
– Geçen hafta atölyede uzun süre önce başladığım bir resme devam ettim.
– Bu resme devam ederken ne gibi olumsuzluklar yaşadınız?
– Renge ve kompozisyona karar vermek gibi sorunlar yaşadım.
– Bunlar genel konuşmalar. Son ne zaman, nerede, saat kaçta resim yaptınız ve hangi problemle uğraştınız?
– Evvelki gün atölyemde, akşam saat 6’da resim yapmaktan kaytarmak için kitap karıştırmaya başladım.
Burada benim yapmak istediğim şey somut durumlar oluşturmak kadar bazı şeyleri hatırlamasına yardım etmek aynı zamanda… insan herhangi bir durumda yaşadıklarını ve düşündüklerini hatırlayamazken, kendisini o durumda canlandırdığında hatırlayabilir. Şimdi bunu yapmaya çalışıyorum.

– Kitap nerede duruyordu ve konusu neydi?
– Kitap ekspresyonizmle ilgili bir kitaptı ve yerde duruyordu, yerden aldım.
– Kitabı yerden aldığınızda ne yaşadınız, yani duygu ve düşünceleriniz nelerdi? Daha önce rahatlığınızı sorayım.
– İyiyim, rahatlığım 18. Kitaba bakarken desenlerin çok iyi olduğunu ve kendimin o kadar iyi olmadığımı düşündüm.
– Kitaba bakarken aklınıza resim yapma düşüncesi geliyor mu?
– Evet, geliyor.
– Peki resim yapmak düşüncesi geldiğinde nasıl bir iç konuşması yapıyorsunuz ve ne yaşıyorsunuz?
– Sıkıntı yaşıyorum, hatalarımı gördüm. Bunları değiştirmem lazım dedim ve boyaları karıştırmaya başladım.
– İstekli misiniz?
– Hayır kendimi zorluyorum.
– Rahatlığınız ne kadar?
– Aynı, değişmedi.
– Resme ne kadar devam ettiniz?
– Bir saat kadar. Bu arada insan figürünün tonu koyu idi, onu açtım.
– Bunu yaparken yaptığınızı beğendiniz mi?
– Hayır, çünkü yanlış başladığımı düşündüm.
– Tabloya yeniden başlamayı düşündünüz mü?
– Hayır kendimi pek enerjik hissetmedim.
– Kendinizi enerjik mi hissetmediniz, yoksa şu sıralarda sanat alanında çıkmaza girdiğinizi mi düşündünüz?
– Tekrar yanlış başlamak düşüncesi rahatsız etti.
– Artık rahatsız eden düşünceleri biliyoruz. Başta klasik şartlanmadan bahsettik ama görülüyor ki siz kendi kendinizi çelmeleyen düşünceler üretmişsiniz.
– Şimdi onları tekrarlıyalım:
* Yanlış yaptım
* Yeniden başlamak istemiyorum
* Şu sırada desenlerim, istediğim gibi olmayacak
* Enerjim yok
Bu düşünceler size kötü şeyler yaşatıyor ve harekete geçmenizi engelliyor.
Bu durumda kazandıracağımız duygular ise şunlar
* Enerjik hissedecek
* Başarı duygusu
* Coşku, sevinç
Şimdi sizden büyük bir keyifle yaptığınız resim çalışmanız varsa onu öğrenmek istiyorum, bize anlatır mısınız?
– Evet var. Bundan 10 sene önce hocamın atölyesinde modelden bir çalışma yapmıştım. Çok keyifli ve başarılı bir çalışma idi.
– Çalıştığınız nasıl bir atölye idi.
– İki odalı. Bir odası daha büyük ve diğer binaların çatılarına bakıyordu. Pencereden görünenlerin de resimlerini yapmıştım.
– Atölyede devamlı çalıştığınız bir yeriniz var mıydı?
– Belli bir yerim yoktu. Değişik yerlerde çalışırdım.
– O keyifli resmi yaparken atölyenin neresinde çalışmıştınız?
– Büyük olan odada çalışıyordum ve model pencerenin önünde duruyordu.
– Model nasıl biriydi?
– Bir hanımdı (duruşunu tarif etti)
– Yağlıboya mı, desen mi çalışıyorsunuz?
– Toprak boya çalışıyorum.
– Yaptığınız tabloyu gözünüzde canlandırabiliyor musunuz?
– Evet, şimdi gözümün önünde. Mavi ve turuncu renklerin hkim olduğu bir tablo.
– Kendinizi de bu tabloyu yaparken canlandırabiliyor musunuz?
– Evet.
– Peki tabloyu yaparken yaşadığınız duyguyu da şimdi yaşıyor musunuz?
– Evet.
– Ogünkü du duyguya 5 dersek, şimdi hayal ederkenki duyguya kaç dersiniz?
– 3 diyebilirim.
– Çok güzel. Şimdi yine o keyifli resim yapma gününe dönelim. Fırçayı tutuşunuz, elinizin hareketleri… o duygu yine 3 mü, yoksa artıyor mu?
– 3.5 oldu.
– Siz bu canlandırmayı sürdürün, bakalım 4’e çıkacak mı?
– Evet 4 oldu.
– Gördüğünüz gibi o duygu sizde kaybolmamış. İstediğiniz zaman o duyguyu çağırıp kullanabilirsiniz. Bakalım 5 olacak mı?
– 4.25 oldu.
– Aslında bize bu kadarı da yeter ama bekleyelim bakalım
– Sanki hayali kullandığımda daha hızlı artıyor. 4.5 oldu.
– Siz evinizi atölye olarak kullanıyordunuz. O evde resim dışında severek yaptığınız bir şey var mı?
– Küçük odada kitap okumak.
– Güzel. Kitap okurken, arada çay veya kahve koymak için mutfağa gider misiniz?
– Evet çay koymaya giderim.
– Şimdi aynı duyguyla hayalinizde mutfağa çay koymaya gidin. Bakalım aynı duygu sürecek mi? Şimdi bununla ne yapmak istediğimi söyliyeyim. Eğer birden karşılaştırırsam, resim yapmanın olumsuz duygusu çok yüksek olduğundan problem çıkabilir. Onun için etrafından dolanarak gidiyorum. Nasıl, canlandırabiliyor musunuz?
– Evet şimdi şarkı söyleyerek çay koyuyorum.
– Çok güzel. Başka keyifle yaptığınız şeyler de var mı? Bu arada şunu sorayım, o duygu gene 4.5 mu?
– Evet sürüyor. Ben makarna salatası yapmayı ve yemeyi çok severim.
– Peki resim yaptığınız salonda resmin dışında keyifle yaptığınız bir şey var mı?
– Hayır yok orada sadece resimle ilgilenirim.
– Peki o sevdiğiniz makarnayı resim yaptığınız salonda yeseniz nasıl olur acaba?
– Bilmem
– Mesela elinizde makarna tabağı resim yaptığınız salona giriyorsunuz. Nereye oturuyorsunuz?
– Yerdeki mindere
– Bu makarna salatası nasıldır? İçinde neler var?
– Çeşitli sebzeler ve beyaz peynir
– Şimdi makarnayı yerken son yaptığınız tabloya bakar mısınız?
– Hayret duygu arttı 4.75 oldu
– Çok güzel. Şimdi bu 4.75’lik duyguyla nasıl makarna yenir bize anlatır mısınız?
– Çatal makarnaya batırılır, ağza atılır (kahkahalar…)
– Şimdi o 4.75lik duygu ile, sevdiğiniz makarnayı huzur, güven ve sevinçle yerken kendinizi yaptığınız tabloya bakarken ve yanlış yaptım derken görüyorsunuz.
– Tabloda yanlış yaptığım yeri görüyorum.
– Şimdi sizden elinizde makarna tabağı ile tabloya bakıp yanlışınızı görme olayını dışardan bir film gibi izlemenizi istiyorum.
– İçimden gülmek geliyor.
– Çok güzel. Şimdi filmin içine girip kendi gözünüzle görmenizi istiyorum.
– Burada dudaklarım büzülmüş, çenem uzamış, gözlerim kısılmış, alnım kırışık ve tırnaklarımı yiyorum.
– Peki şimdi de o makarna yiyen halinizi anlatır mısınız?
– Rahatım, canlıyım, neşeliyim, gözlerim parlıyor.
– O duygu hala 4.75 mi?
– 5 oldu
– Çok iyi. Gördüğünüz gibi duyguları beklemeye gerek yok. Biz duyguları istediğimiz zaman getirebiliriz. Halbuki biz sanırız ki, duygular isterse gelir, isterse gider veya gelirse bir sebebi vardır. Bunlar çok yanlış. Duyguları bekleyecek yerde onlara biz hakim olalım. Şimdi o 5’lik duyguyla resim yaparkenki halinize bakar mısınız?
– Bakıyorum düşmedi gene 5. Ayrıca ben bu tabloya başka şeyler de ekleyebilirim.
– O aklınıza gelen şeylerin çok yararlı ve doğru şeyler olduğunu yüzünüz söylüyor. Nedir eklemeyi düşündükleriniz?
– Mesela bir kaç kişi var ve grup halinde çalışıyoruz.
– Çok güzel. Bunları da ekleyebilirsiniz. Bakalım önümüzdeki hafta resim yaparken neler yaşayacaksınız?
(Bir hafta sonra)
– Geçtiğimiz hafta her gün gayet keyifle resim yaptım, bu konuda hiç sorun yaşamadım…

2. Uygulama: Bir insanın rahatsız ediciliğine son verme.

Bir süredir rahatlama çalışmalarımıza katılan ve eskiye oranla düzelme ve ilerleme kaydettiğini kabul eden bir kişi, sözle ifade etmese de memnun görünmüyor. Ve kendisine bunun nedenini sorduğumuzda onu rahatsız eden birinden bahsediyor.

– Beni rahatsız eden biri var.
– O kişiye karşı sizi duyarsızlaştıralım ister misiniz?
– İsterim
– Güzel, şimdi rahatlığınız ne kadar.
– 20 (evvelce rahatlatılmıştı)
– Kendinizi bir sinemeda hayal edin. Çok gerilerdesiniz. Önünüzde bir sürü sıra var ve insanlar oturmuşlar. Perdede hareket durdu ve sizi rahatsız eden kişi arkası size dönük oturuyor. Etkiledi mi?
– Hayır.
– Şimdi kişinin arkası hala dönük ama perde yaklaşmaya ve büyümeye başladı. Etkiledi mi?
– Hayır.
– Gene aynı sahne. Fakat bu sefer kişi size dönük. Ama sizi rahatsız eden kişi değil, ona benzeyen biri. Etkiledi mi?
– Hayır
– Güzel şimdi perdede sizi rahatsız eden kişinin yan döndüğünü hayal edin. Etkiledi mi?
– Evet rahatlığım 19 oldu.
– Şimdi hayali bırakın, artık sinemada değilsiniz, rahatlığınızın artmasını bekleyin.
– Yeniden 20 oldu.
– Şimdi kişiyi arkası dönük olarak tekrar canlandırın ve bu sefer kişi yarım değil, çeyrek dönüş yapsın. Etkiledi mi?
– Hayır.
– Güzel o zaman bunu 3 kez tekrarlayarak pekiştirelim. (Üç kezlik pekiştirmeden sonra). Yeniden sinemayı canlandırın ve bu defa kişinin yüzü size tam dönsün. Etkiledi mi?
– Evet 19’a düştü.
– Hayali bırakın, rahatlığınız yeniden 20 olsun.
– Evet, 20’ye yükseldi.
– Son sahneyi yeniden canlandırın, kişinin yüzü size tam dönük.
– Etkilemedi
– Bunu da pekiştirelim. (Pekişmeden sonra) son kez canlandıralım. Etkiledi mi?
– Hayır.
– (Üç kez pekiştirdikten ve hayale ayrıntıları da canlandırarak baktıktan sonra) Rahatlığınız değişmediğine göre, artık bu kişiye duyarsızsınız.

3. Uygulama: Pazarlığı güzel bir olaya dönüştürme çalışması

Eşiyle birlikte konfeksiyon imal eden ve ürettiklerini ihraç eden bir hanım. İşi gereği sık sık alacaklılarla pazarlık etmesi gerekiyor. Ama pazarlık etmek kendisini çok rahatsız ediyor. İşi gereği bu olaydan kaçınması mümkün değil.
Pazarlık sırasında kızgınlıklar yaşıyordu. Pazarlık olayında yaşanan duygular yerine başka duygular koyacaktık. Yerine koyacağımız bu duygunun yaşanndığı olayları bulmamız gerekiyordu. Bu olayı bulduktan sonra, pazarlıkla onu birlikte düşünecektik. Bu ölçüde basitti yapmamız gereken.

– İşiniz ticaret olduğuna ve bundan sonra da hep pazarlık yapmak isteyen insanlarla karşılaşacağınıza göre sizi pazarlığa karşı duyarsızlaştırmak yerine, size pazarlığı sevdirelim… şimdi bize lazım olan bir pazarlık resmi (hayali) bir de hep yaşam istediğiniz duyguları yaşadığınız bir durum. Ondan sonra bu olayları birlikte ya da peş peşe düşündüreceğim size (burada düşündürmek canlandırmak anlamında). Bidiğiniz gibi temelde işleyen ilke klasik şartlanma olacak. Şartları hazırlayıp bırakacağız; duygunun değişmesi kendiliğinden ve bilinçdışı olacak. Ayrıca çabuklaştırmak ve pekiştirmek için operan şartlanma ve model almayı da kullanabiliriz gerekirse. Çok büyük keyifle pazarlık yapan birini tanıyor musunuz? Onu model olarak kullanabiliriz.
– Evet var, kardeşim. Çok canlı konuşur. Karşısındakini ikna eder ve indirim yapmadan satabilir. Onun gibi olmak isterdim.
– Şimdi de duyguca yoğun olmayan; sizi az rahatsız etmiş olan bir pazarlık olayını hatırlayın. Onun duygusu yaşadığınız olumsuz duyguyu yenecek güçte olmalı. Ama daha önce bir mutluluk olayını hatırlayalım. Örnek olarak; büyük bir meblağ için pazarlık yapıp iyi bitirdiğiniz bir olaydan söz açmıştınız.
– Evet, numuneler ortaya konmuştu. Sabah saat 10’dan akşam 7’ye kadar görüştük. Sonunda iyi bir bağlantı yaptık. O an kocamla göz göze gelmemiz ve karşılıklı gülmemiz çok güzeldi.
– (O pazarlık olayını canlandırmasından sonra) Olayı canlandırdınız, eşinizin yüzü nasıl?
– Gülüyor.
– O zaman yaşadığınız güzel duyguya 5 dersek, şimdi bu duygu kaçtır?
– Daha fazla 7 diyebilirim.
– Çok güzel. Şimdi sizi en az rahatsız eden pazarlığı düşünün.
– Üç İsveçli hanımla pazarlık yapıyoruz.
– Çok iyi. Pazarlık yapıyorsunuz. Bırakın o hayali; şimdi de mutlu sonuçlanan olaydaki kocanızın gülmesine bakın. İsveçlilerle pazarlık hayali rahatsız etmiş miydi sizi?
– Hayır
– Güzel. Pazarlık olayına o duyguyu geçirmeye devam edelim. Şimdi gene olumlu resme bakın kocanız gülüyor. Şimdi de diğerine bakın ama bu kez yanınızda iyi pazarlık eden kardeşiniz de olsun. (bir kaç kez tekrardan sonra gülmeye başladı)
– Çok iyi. Tam istediğiniz gibi bağlandı galiba.
– Evet
– Bir de ödül ekleyelim, değişen duyguyu pekiştirmek için. Bu ödül az önce anlattığınız karlı anlaşmanın keyifli imza töreni olabilir. Ne dersiniz?
– Çok iyi olur.
– Nasıl, canlandırdınız mı?
– Evet çok hoş. İçimden gülmek geliyor.
Bu hanımın pazarlıkla ilgili duyguları, kısa bir uğraşmadan sonra değişti. Daha sonraki oturumlarda pazarlık olayının kendini rahatsız etmesi bir yana hoşuna bile gittiğini söyledi