DAVRANIŞ DEĞİŞTİRME İLKELERİ UYGULAMALARI

Uygulamalar
1. Uygulama:

Düzenli olma alışkanlığının kazandırılması çalışması…


DAĞINIKLIK SORUNU

Genç bir hanım. Yalnız yaşıyor. Kendisini çok rahatsız etmesine karşın, evini toplu tutamıyor bir türlü. Bu nedenle evine kimsenin gelmesini istemiyor. Arkadaşları da öğrenmişler bu durumu. Evine gitmiyorlar. Ama gene de, herhangi bir nedenle biri gelecek olsa çok utanıyor ve çok sarsılıyor. Günlerce sürebiliyor bu sıkıntısı. Bir çok kimse; özellikle annasi, acı verecek ölçüde eleştiriyor. Söylenenlere çok üzülüyor. Ama; ne toplu olmayı başarabiliyor, ne de annesinin veya çevresindeki bazı kimsalerin bu türlü konuşmalarını önleyebiliyor. Toplu olmak için çok uğraşmış. Onca uğraşına karşın toplu olmayı başaramadığı için umutsuzdu, çalışmaya başladığımızda. Bizim de başarısız olacağımızdan emindi. Ama, gene de deneyecekti… Hatta o kadar emindi ki başaramayacağımızdan; toplu olmaya başladığı zamanlarda bile bu korkusu geçmedi bir süre: gene dönebilirdi eski kötü alışkanlığı; gene dönecekti… Kendisine sorulduğunda, sorununun ortalığı toplayamamak oluğunu söylüyordu. Ama gerçekte, çok az kimse (derli toplu, titiz hanımlar da dahil) onun kadar ortalığı toplamazdı. Çok sık topluyordu ortalığı. Kesinlikle evini toplamasında bir kusur yoktu… Asıl sorun aldıklarını yerine koymamasından kaynaklanıyordu.
Bu nedenle; ne ölçüde sık ve iyi toplarsa toplasın, kısa bir süre sonra gene her yer dağılıyordu.
Aldıklarını yerine koyma alışkanlığı kazandırlmalıydı. Kendisinden, bir anda bütün evi toplamasını ve toplu tutmasını isteyemezdik.
Çünkü böyle bir amaç,
1. hem öğrenme gücünü zorlardı,
2. hem de belirsiz bir hedefti.

Alışkanlık kazandırmak istiyorsak; başarı ve başarısızlığın tartışma götürmez bir tanımını yapmak zorundaydık. Yoksa öğrenmenin şartlarından biri olan ödül ve cezayı ne zaman vereceğimizi bilemezdik…

Herhangi bir gün, (eskinin çok dağınık günleriyle karşılaştırdığı için) evi yeterince topladığını söyleyebilir ve başarılı olduğunu savunabilirken; bir başka gün başarılı olduğu günlerle karşılaştırarak, çok daha toplu bir eve dağınık diyebilirdi. Onunla birlikte çalışanlarımız sırasında da sonuca ulaşmayan tartışmalar olabilirdi: Örnek olarak arkadaşları çok değiştiğini söylerken; o, farkedilecek ölçüde bir şeylerin başarılmadığını, bu kadarının yetmediğini, çok az olduğunu söyleyebilirdi. Bunları düşünerek; birinci adımı şöyle belirledik:
Bundan sonra, eve girdiğinde üzerindekileri ve elindekileri hemen yerine koyacaktı. Sigara içilmiş bir yerden geldiğinde üzerinden çıkardıklarnı havalandırmak gerekiyorsa; çıkardıklarını, çamaşırları astığı yere asabilirdi. Ama yatağa girdiğinde bunları yerine koymuş olmalıydı. Yeni alışkanlıklar kazanmak zaman isterdi. Birden toplu biri olmayı öğrenmesini bekleyemezdik. Bu nedenle de, haftanın yalnızca beş günü amaçladıklarımızı gerçekleştirebilirse, kendisini başarmış sayacaktık…
İlk hafta (biz beş güne razı olduğumuz halde) altı gün amaçlananı gerçekleştirmişti. Kendisini tebrik ettik. Ama bu başarısı güven kazanmasına yetmemişti. Hala derlitoplu biri olacağına inanamıyordu. Önemsiz bir başarıydı gerçekleştirdiği…

İkinci adımda nereyi toplamanın daha yararlı, ileri adımlar için daha destekleyici olacağını araştırdık:
Salon eve gelenlerin hemen gördüğü yerdi. Bu nedenle, sık sık utanç yaşamasına neden oluyordu. Burayı toplamayı başarırsa çok rahatlayacaktı…
Salona ‘dağınık’ detirten şeylerin neler olduğunu konuşarak belirledik:
1. Koltukların minderleri yerlerinde olmalıydı.
2. Yediği şeylerin tabakları ortada kalmamalıydı.
3. Gazeteler yerinde olmalıydı. (Kuponlarını kesmediği gazeteleri atamıyordu ve onlar ortada kalıyor, dağınıklığa neden oluyordu. Bu nedenle kuponları kesilmemiş gazeteler için bir yer belirledik; onları oraya koyacaktı. Okunacak gazete ise orta masasının üzerinde duracaktı.)
4. Haftanın iki günü (pazartesi, perşembe) salonun tozu alınacaktı.
Alışkanlık kazanmanın zaman alan bir şey olduğunu bildiğimizden, bu konuştuklarımızı bu hafta yapmayabileceğini söyledik; Ama isterse deneyebilirdi ve yapamaması başarısızlık olarak düşünülmeyecekti.

Üçüncü hafta geldiğinde; üzerinden çıkardıklarını her gün yerine koyduğunu söyledi. Salonda, içinde artık bulunan tabak bırakmamıştı. Ama yalnızca bir tek gün minderleri düzeltmiş yatmadan önce. Bir haftalığına bir yere gideceği için de hiç toz almamış. Söz vermediği alanlarda bile başarılı olmasından dolayı kendisini kutladık. Bu arada,bir konuda belirsizlik olduğunu gördük: Bir yere gidecek olsa toz almayabilir ve ortalığı toplamayı bırakabilir miydi? Konuştuk ve şu karara vardık; eğer bir hafta, ya da daha fazla bir süre için bir yerlerlere gidecekse, toz almayabilecekti. Bu hafta salonu toplu tutmayı deneyecekti…

Dördüncü hafta, eve girdiğinde üzerinde olanları yerine koyma alışkanlığını kazanmış olduğunu gördük. Bu başarısına on verdik. Salonda hiçbir meyva tabağı bırakmıyormuş. Ama; yalnızca haftanın iki günü minderleri yerine koyabilmiş; hiç toz almamıştı. Bunları göz önünde tutarak, salonla ilgili uğraşları için üç verdik. Alışkanlık kazanmaının güçlüğünü düşündük ve salonla ilgili uğraşlarının büyük bir başarısızlık sayılamayacağına karar verdik. Eğer; bir sonraki hafta başarısı beşten aşağı olursa, ceza türünden birşeyler düşünmeye başlayabilirdik. Buna karşılık başarısı sekizden yukarı olursa, bunu bir pasta ile kutlayacaktık.

Beşinci hafta (yani yaklaşık bir ay kadar bir süre içinde) salonla ilgili bütün söylediklerini yerine getirmişti. Eve girdiğinde üzerinde olanları eksiksiz yerlerine koymuştu. Kendisiyle konuşup bir program hazırlamadığımız halde, fazladan banyo ve yatak odasını da toplu tutmayı başlamıştı. Başarısından ötürü kendisi de şaşkınlık ve sevinç içindeydi. Bir yandan da bu durumun geçici olabileceğini düşünüyordu ve endişeleniyordu bu nedenle… Kararlaştırdığımız gibi pasta aldık ve başarısını kutladık. Yalnız sandık odası diyebileceği bir yer hala dağınıktı. Bu odadaki dağınıklığın yaşamında bir sorun yaratıp yaratmadığını sorduk; yaratmıyordu. Bunun üzerine bu odanın toplu tutulmasını çalşmamızın dışında tutmaya kara verdik. Bundan sonraki haftalarda alışkanlığının sürdüğünü gördük. Evine gelen arkadaşları şaşkınlıklarını belirtiyorlarmış. Değişikliği, annesine telefonla söylemiş; ama annesi inanmamış. Ve de şu yaşantısı çok ilginçti:
Eskiden evi toplu tutmanın zaman alacağını düşünürmüş. Halbuki tam tersini yaşamaktaymış: Toplu olmasından bu yana, kitap okumak ve buna benzer şeyleri yapmak için zaman ayırabiliyormuş: Toplu olmanın zamandan tasarruf etmek olduğunu şaşarak yaşamaktaymış… Bu genç hanıma aldığını yerine koyma alışkanlığını kazandırmaktayken, iki arkadaşımız da kendi başlarına, aynı ilkeleri uygulayarak bir denemeye girişmişler. Biri, artık kendisinin de düzenli olduğunu söyledi. Onun da, haftalar sonra düzenliliğini sürdürdüğünü izledik. Diğeri, artık kitaplarını yerlerine koyuyormuş ve düzenlilik konusunda bu kadarını amaçlamıştı, daha fazlasını istemiyordu…

2. Uygulama

Çalışmalara katılan bir hanım, daha biz uygulamalara geçmeden, konuşmalarımızı ve okuduklarını kullanarak çocuğuna oyuncaklarını toplama ve kendi odasında uyuma alışkanlığı kazandırma denemesine başlamış. Bu hanım denemelerini anlatırken banta almıştık; aynen aktarıyoruz: ÇOCUĞA OYUNCAKLARINI TOPLAMA VE YALNIZ YATMA ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASI UYGULAMASI
– Geçen hafta anlattıklarınıza dayanarak oğlumun odasını toplamasını sağlamak için ödül ve ceza uyguluyorum. Artık odasını toplu tutma sorumluluğunun ona ait olduğuna ve hergün odasını topladığında kendisine bir ödül vereceğimi söyledim. Bir haftadır bunu uyguluyorum. Ödül olarak da çukulata, ciklet, oyuncak, kitap veriyorum. Bir haftadır odasını çok güzel topluyor.
– Bu uygulamada çocuktan istenen şeyin operasyonel tanımı yapılmadığı halde, şimdiye kadar uygulama iyi gitmiş. Aslında; ilke olarak önemli bir eksik var. Herhangi bir gün çocuğunuzla odanın toplu olup olmadığı konuşulduğuna; aynı sonuca varmanızı sağlayacak açıklıkta bir tanımınız olmalıydı (operasyonel tanım). Böyle bir tanım yaparsanız, çocuğunuzla odanının toplu olup olmadığı konusunda sonuca varmayacak tartışmaların çıkmasını önlemiş olursunuz. Bu nedenle, uygulamanız sırasında bir sorun çıkmaması için isteğinizle ilgili operasyonel bir tanım yapın.
Bu arada şunu da söylemek istiyorum: alışkanlık kazanıldıktan sonra her olumlu davranışa ödül verilirse alışkanlık o kadar iyi saklanmıyor. Bu durumda, ödülü her başarılı davranışa vermemek, arada bir atlayarak vermek gerekiyor; böyle yapılırsa öğrenilen daha iyi saklanıyor. Bir de, çocuğa sosyal ödüller kazandırmaya yönelik bir şeyler yapılsaydı iyi olurdu
– Fakat ben ödülü verirken “Çok düzenli bir çocuk oldun, seninle onur duyuyorum”dedim sık sık.
– Sosyal ödül kazandırma uygulamasına da başlamışsınız. Bu kadar başarılı bir uygulama yaptığınız için sizi tebrik ederim. Her şeyi düşünmüşsünüz… Böylece; çocuğunuz bir süre sonra, ödül vermeseniz de, yalnızca beğenizi aldığı için alışkanlıklarını sürdürecek. Ve gene yalnızca beğenilerinizle çocuğunuza yeni şeyler öğretebileceksiniz.
– Ayrıca başarılarını başkalarının yanında da anlatıyorum.
– Çok çok güzel… Oyuncaklar toplandıktan sonra nerede duracak; bu konuşuldu mu?
– Evet. Oyuncaklar toplandığında, sepeti var, orada duracak.
– Çok güzel… Yalnızca sosyal ödül vermeye başladığınızda; gene arada bir maddi ödüller verin; çocuk hayatında bir eksiklik hissetmesin. Daha sonra “Artık sen bunu öğrendin, buna artık ödül gerekmez. Hadi gel; şimdi de şunu öğrenelim.” diyerek başka bir şeyi öğretmeye geçebilirsiniz. Böyle yaparsanız maddi ödül vermeyi biraz daha sürdürebilirsiniz. İleride maddi ödüllerle öğrenmeyi bıraktığınızda, ödül adıyla olmasa bile, gene birşeyler verin.
– Değiştirmek istediğimiz bir başka davranışı da televizyonu çok yakından izlemesi. Bu durumda, bunun için ödül vermeye başlıyayım.
– Evet ona geçebilirsiniz.
Burada birşey tekrarlamak istiyorum: ödülün kesilmesi de cezadır. Yani çocuğa alışkanlık kazandırmak içir verdiğiniz ödülleri kestiğinizde, o bunu ceza olarak yaşayacaktır. Ama; bunu ceza olarak yaşaması bilinçli değildir kuşkusuz. Bunu yaşamaması için, ya başka bir alışkanlığı kazandırmak için ödül vermeye başlayın ya da maddi ödüllü öğrenmeleri, sosyal ödülü çocuğunuzun hayatına sokuncaya kadar sürdürün.
Ayrıca, sosyal ödülden sonra; oto kontrol kendiliğinden oluşuşacaktır. Sadece, sosyal ödülü oto kontrol oluşuncaya kadar sürdürün. Çocuk odamı topladım diye kendi kendini beğenmeye bir memnunluk yaşamaya başladığında oto kontrol oluşmuş demektir. Eğer çocuk kazandığı yeni davranışı siz peşine düşmeseniz de kendiliğinden yapıyorsa, oto kontrol oluşmuş demektir.
Bildiğiniz gibi; yaşama sosyal ödüllerin ve otokontrolun girmesi çok önemli. Bunlar kazandırılmazsa, çocuğunuza uygun davranışları yaptırabilmek için sürekli olarak maddi ödüllerin verilmesi gerekecektir. Çünkü; ödüllerle pekiştirilmeyen davranışlar bırakılırlar…

BİR HAFTA SONRA:
– Oğlum bu alışkanlığı da kazandı. Bu hafta, ödülü başka bir alışkanlık kazandırmak için kullandım. Kendisine dedim ki “Şimdiye kadar her şeyi çok iyi öğrendin. İstersen, gel sana başka birşey daha öğretelim; odanda kendi başına yatma alışkanlığını kazandıralım.” “Tamam anne,olur.” dedi. Anlaşmamıza uyarak her akşam hikayesini okudum ve kendiliğinden gitti odasına yattı. Beş gündür bu olay aynen devam ediyor. Sadece arada “Anne, sizin odanıza gelebilir miyim?” diye soruyor.
– Örnek olarak “Yedi gece yattıktan sonra bir gece gelebirsin.” diyebilirsiniz bir süre için.Ayrıca dikkat ettiğyseniz, son örnekte önce ödülünü alıyor sonra odasına yatmaya gidiyor. Ödülün önce veya sonra verilmesi önemli değil, yakın zamanda verilmesi önemli. Yalnız; okumanızdan sonra gitmeyi reddedebilirdi. Bu nedenle yatma davranışından sonra verilecek bir ödül bulsaydınız daha iyi oldurdu.
***
3. Uygulama

Her şeyi bağırarak isteyen, istediği yapılmadığında bağıran ve yabancı kimselere saldıran altı yaşındaki bir çocuğa yeni ve uygun davranışlar kazandırma çalışması
– Oğlumun bir sorunu var; istekleri yerine gelmeyince saldırgan oluyor. Sonra her şeyi bağırarak ve ağlamaklı bir sesle istiyor. Bu alışkanlığını değiştirmek istiyorum.
– Mutlaka bu davranışı (saldırganlığı) sürdüren bir ödül vardır. Çünkü; hiçbir davranış ödüllendirilmeden sürmez. Saldırganlığı pekiştiren ödülün ne olduğunu bulmayı deneyelim. Bu durumlarda ne yaparsınız?
– Bağırmaya başladığında babası hemen isteğini yapar.
– Bağırmalarından sonra istediğini yaptığı için, baba farkında olmadan oğlunuzun saldırganlığını ve bağırmalarını pekiştiriyor. Bana 1-2 saldırma ve bağırma olayı anlatabilirmisiz?
– Mesela beni çağıracağı zaman “anne” diye seslenmiyor yalnızca; yırtınarak “Anne!” diye çağırıyor. Eve gelen misafir ona “merhaba” dese, yumrukla karşılık veriyor.
– Bu davranışı ne kadar sıklıkla yapıyor? Ne zamanlar ve kimlerleyken yapıyor? İsterseniz önümüzdeki hafta bunu tespit edelim: başlangıçta, işi objektif olarak ve rakamla… Sonra hangi şartlarda ortaya çıktığını görmeliyiz. Çünkü; oğlunuz yalnızca babası ve örnek olarak bir Ahmet Bey karşısında saldırgan olabilir ve de Ahmet Beyle babası, oğlunuzu saldırganlığa kışkırtan bir şeyler yapıyor olabilirler… Böyle bir durum varsa, oğlunuzun sorunlu olduğunu düşünemeyiz…
– Çok sık gördüğü insanlar geldiğinde böyle davranmıyor. Seyrek karşılaştığı insanlara yapıyor.
– Çocuk gelişme sırasında ne yapacağını bilmediği zaman saldırgan davranır çoğunlukla. Örnek olarak yeni yetme oğlan çocukları kızları itip kakar. Niçin? Çünkü nasıl yaklaşacaklarını bilmezler. Sizin durumunuzda da sosyal ilişki problemi yaşanıyor olabilir. Çocuğunuz misafire nasıl davranılacağını öğrenmemiş olabilir. Ya da misafire, seviyesini aşan bir düzeyde davranmasını istiyor olabilirsiniz. Eğer böyleyse; altı yaşındaki çocuktan beklenen davranışların kendisine öğretilmesi gerekecek. Şimdi bize biraz oğlunuzun babasıyla olan ilişkilerinden sözeder misiniz?
– Oğlum, babanın sözünü dinlemediği zaman, baba ceza veriyor ama uygulamıyor. Mesela; dediğini yapmadığı için televizyonu kapatıp seyrettirmiyor; ama az sonra, gene kendi açıyor televizyonu.
– Cezanın veriliş tarzı çok önemlidir. Bir çok durumda ceza, veriliş nedeniyle öğrenmeyi engelleyebilir.
– Mesela çocuk televizyonu çok yakından izliyor diye babası kapatmaya giderken, oğlum hemen koltuğa geçiveriyor. Babası da televizyonu kapatmıyor.
– Bu durumda bir süre konsa iyi olur: Televizyonu yakından izlediği zaman “Televizyonu yakından izlediğin için şimdi kapatıyorum ve yarım saat kapalı kalacak.” denmeli ve denen yapılmalı. Yoksa; oğlunuz cezayı durdurmayı bildiği için istenmeyen davranışı yapmayı sürdürecektir.

BİR HAFTA SONRA
– Geçen hafta yapmaya karar verdiğimiz uygulamayı eşime de anlattım. Birinci gün ağlaması l0 dakika kadar sürdü. Kararlı bir şekilde ağladığı sürece kendisini dinlemeyeceğimi söyledim. Sonunda sakinleşti, geldi, konuştuk. İkinci gün bir saat kadar ağladı. Nedeni de şuydu: Karşı komşuya iki-üç gün üst üste gitmiştik. O gün gene gitmek istedi. Çünkü orada yaşıtları var; onlarla oynamak çok hoşuna gidiyor. Ama o gün gitmemiz uygun değildi. Gidemeyeceğimizi söyleyecektim; ama daha beni dinlemeden yaygaraya başladı ve bir saat ağladı
– Dikkat ederseniz sorun değişti: Çünkü oğlunuzun bir bardak su isterken ağlaması başka; ağlamadan uygun bir biçimde istediği su verilmediğinde bağırması başka… Bunların ikisi aynı şey değil. Biz, ağlamadan istemeyi öğretiyorduk. Şimdiki sorunsa, annenin istediğini yapmamasını karşılayışıyla ilgili ve biz birincisiyle uğraşmaktaydık şu ana kadar; ikincisi ile değil.
– Bir saat ağladı; ben hiç ilgilenmedim. Sonunda sustu. O günden beri artık hiçbirşey için tutturmuyor. Benden birşey isterken de veya birşey istediğinde ben “hayır” demişsem de artık bağırmıyor. Şaşılacak yan şu: artık yumuşak bir ses tonuyla konuşmaya başladı. Fakat; bunların farklı iki olay olduğunu şimdi siz söylediğinizde farkettim.
– Tebrik ederim; iki olayda da çok önemli bir gelişme gerçekleştirmişsiniz. Nedenini bilmiyorum ama; durumu kabul edemeyen ve böyle çok uzun süre ağlayarak tutturan çocuklar, diğerlerine göre çok daha çabuk düzene giriyorlar. Sizin oğlunuzda da aynı şeyi görüyoruz.
– Geçen günlerde tepinerek, bağırarak “Anne ben bahçeye çıkabilir miyim?” demişti. “Böyle söylediğin için l0 dakika bekleyeceksin. Seni l0 dakika sonra bahçeye çıkarabilirim.” dedim. 10 dakika bekledi ve geldi. Sakin bir sesle “Anne, şimdi çıkabilir miyim?” diye sordu. Ben de “Tabii yavrum çıkabilirsin.” dedim; çıktı.
– Evet; demek ki öğrenmiş. Kendi tarzında ısrar etmiyor. Burada şunu da eklemek istiyorum. Öğrenme döneminde ağlama karşısındaki tutumunuz değişmesin ama günler geçtikten koyduğunuz kurallara uymayı iyice öğrendikten bir süre sonra tutumunuz değişmeli: Bir kuralı koymakla yanlış yaptığınızı farkettiğinizde, oğlunuz size karşı çıkmaktaysa; hak verin ona. Kurala uyması konusunda ısrar etmeyin. Yoksa oğlunuz kural karşısında itiraz edemeyen pısırık biri olup çıkar; hakkı olduğu durumlarda çıkış yapmayı beceremez. Bu durumlarda “Evet oğlum sen söyleyince anladım; haklıymışsın.” deyin ve dediğinizi yapması konusunda diretmeyin. Ayrıca ceza verirken çocuğunuza sevildiğini hissettirin. Kızdığınız için değil, yetişmesi için istemeye istemeye ceza vermek zorunda olduğunuzu söyleyin.

BİR HAFTA SONRA
-Bağırmaları, saldırmaları bitti. Uyardığımda, anında yumuşuyor. Sanırım artık öğrendi.

4. Uygulama

Bir hanım, 17 yaşındaki kızının durmadan şikayet ettiğini, sürekli sıkıldığını ve bu nedenle de kendisini suçladığını söylemişti. Kızına göre annesi yeterince ilgilenmiyordu kendisiyle. Aslında, kızı ortak yaşamlarında (kızıyla birliktte yalnız yaşamaktaydı bu hanım) hemen hiçbir sorumluluk üslenmiyordu. Anneden, kızı sıkıldığını söylediğinde onunla ilgilenmemesini, keyifli olduğu zamanlar ve sorumluluk aldığında ilgilenmesini ve ödüllendirmesini söyledik.
ŞİKAYET DAVRANIŞINA SON VERDİRME VE SORUMLULUK ALMAYI ÖĞRETME DENEMESİ
– Geçen hafta, davranışlarını değiştirmek istediğiniz kimseye haber vermeden onun davranışlarında değişiklikler yapmayı denememizi istemiştiniz. Ben bir uygulama yaptım. Dün sabah kızım çok kötü kalktı gene. Bir gün evvelde evden çıkmamıştı hiç, keyifsizdi. Kendisiyle hiç ilgilenmedim bu sefer, kendi işlerimle uğraştım. Eve bir elbise dolabı lazımdı. “Sen bakar mısın?”dedim, uygun bir dolap bulması için. “Hayır, bakamam” dedi. Bir süre sonra “İstersen” dedim, “gel birlikte bakalım ve bir dolap alalım. Sen eşyalarını o dolaba yerleştirirsin. Yarın da ben sana şu kadar para veririm; gidersin, yeni birşeylere ihtiyacın vardı, onları alırsın” dedim. (Birlikte çıkmak ve yeni şeylerin alınması ödül olarak etkili oluyor.) “Peki,” dedi ve benimle geldi. Dolabı alıp eve getirdik; havası değişti, keyifliydi artık. Bugün de alışveriş için para verdim. Biraz evvel telefonla görüştük. Çok keyifliydi.
– Birincisi, ilgiyi kesmiş. Yani, “Kızım niye sıkılıyorsun gene, sıkılacak ne var? …..” türünden sözlerle uzun konuşmaları başlatmamış. Bu çok önemli. Çünkü, konuşmak ilgidir ve ödüldür; davranışları pekiştirir. İkincisi; dolap ve giysi almakla, kızının harekete geçip birşeyler yapmasını ödüllendirmiş. Bu haftayı da keyifli olduğu zaman konuşup, yakın ilişki kurarak ve keyifsiz olduğu zamanlarda da ilginizi keserek sürdürün. Haftaya konuşalım.

BİR HAFTA SONRA:
-Geçtiğimiz haftayı aynen söylendiği gibi yaparak geçirdim. Yani; olumlu davranışlar yaptığında ilgilendim, olumsuzlarda ilgiyi kestim. Bunları yaparken de çok zorlandım. Çünkü yıllardan beri hep tersini yapmıştım. Sıkıldığını görürken ilgilenmemek kolay olmuyordu, ama dayandım ve ilgilenmedim. Davranışları bir hafta içinde hızla değişti. Ayrıca; bir de onun sorumsuzluğundan şikayet ederdim. O da değişti… Hasta yatan anneannesine bir haftadan beri refakatçi olarak nasıl bakıyor, bir görseniz… Konuşuyoruz artık. Geçen gün kendini huzurlu ve güvenli hissettiğini, bir tek şişmanlık sorunu kaldığını, onun için de henüz yöntem bulamadığını söyledi..
(İlişki ve duygu yaşantısındaki düzelme aylar sonra da sürmekteydi.)

5. Uygulama

Okuldan gelir gelmez elini yıkama alışkanlğı kazandırma uygulaması:
– Kızıma “Hergün okuldan geldiğinde, ilk 5 dakika içinde ellerini yıka.” dedim. Ödül ve ceza uygulamam bile gerekmedi. Yalnızca beş dakika içinde elini yıkamamışsa, süreyi geçirdiğini hatırlatıyordum. Bu süre içinde yıkadığında da hep tebrik ettim, “aferin” dedim, öven ve güzel şeyler söyledim. Bir kaç günden sonra uygulamaya başladı. Hatta; bazen, gelince kendisine birşey veriyorum. “Ama onu şimdi alamam, önce elimi yıkamam gerekiyor” diyor. Operasyonel tanım yapmasaydım ve sadece “Elini yıka!” “Gene elini yıkamadın!” türünden şeyler söyleseydim; bazen azarlayıp, bazen zamanında pekiştirici davranışları vermeyi unutsaydım; bu sonucu alamazdık. Sadece zamanını belirtmekle (operasyonel tanım yapmakla) ve olumlu ya da olumsuz bütün davranışlarına uygun tepkiyi vakit geçirmeden yaparak başardık bunu.
(Bu denemenin, kızına sosyal ödülleri kazandırmış bir anne tarafından yapıldığını belirtmeliyim.)

6. Uygulama

Çocuğa, ayrı odada ve zamanında yatma alışkanlığını kazandırma uygulaması.
– Kızım kendi kendine yatağına gidip yatmıyordu ve bizimle yatmak istiyordu. Kızım bozuk para biriktirmeyi çok sever. Kumbara aldık ve “Her kendi kendine yatağına gidip yattığında baban bu kumbaraya para atacak,” dedik ve söylediğimizi de titizlikle uyguladık. Yatağa giderken kendisine verdiğimiz parayı kumbarasına atıyordu. Sorun çözüldü. Ayrıca kızım, bizim ona yaptığımız bu uygulamayı öğrendi ve bazı konularda aynısını o da bize uygulamaya kalkıştı… Öte yandan, babası parayı kumbaraya her atışında “Aferin benim güzel kızım.” diyordu.
– Çok iyi; ödül vermekle kalmamışsınız, sosyal ödül kazandıracak biçimde de davranmışsınız.
– Şimdi aklıma bir de şu geldi: Birkaç defa üstüste yatağa yattığı halde para istemedi.
– Çok iyi; demek bu süre içinde bile alışkanlık kazanabilmiş… Ama arada bir, istemese bile ödül verin ve sosyal ödül kazandırmaya da özen gösterin.

7. Uygulama

Belli saat çalışma alışkanlığı kazanma uygulaması.
Bu çalışmada ilginç olan şu:
Yalnızca sorunlu durumu objektif olarak tespit etmek, bir çok durumda istenen değişmeyi kendiliğinden gerçekleştirebilir. Çünkü; her tespit başarısızsa ceza, başarılıysa ödül etkisi yapacaktır… Bu çalışmamız bu tür öğrenmeye bir örnek…
– İşlerimi hergün aynı süre çalışarak yürütmek istiyorum. Fakat bir türlü başaramıyorum bunu. Bazen günde l saat, bazen 3 saat, bazen de hiç çalışamıyorum.
– Her çalışma günü ne kadar çalışabilmeyi isterdiniz?
– Altı saat.
– Sizden önümüzdeki hafta hergün kaç saat çalıştığınızı yazmanızı istiyorum. Böylece başlangıç durumunu objektif olarak bilelim. Böylece; gelecek günlerde “Öğrenmekte miyiz?” diye sorduğumuzda, objektif olarak cevap verebileceğiz. Ayrıca; birdenbire haftanının her günü altı saat çalışmanızı bekleyemeyiz. Öğrenme zaman alacaktır. Ara basmaklar oluşturacağız: örnek olarak; günde şu kadar saat çalıştırmayı geçekleştirdiğinizde daha fazlasını o zaman amaçlayacağız ve böylece amacımıza ulaşacağız. Sonra; ödül ve cezanın neler olacağını tasarlarken de gerekli bu. Ortalama ne kadar çalıştığını bilmezsek, ileride ne zaman ödüllendireceğimizi de bilemeyiz. Ancak; “Sen bu kadar saat çalışıyorsun,” diyebilirsek; “Bu gün şu kadar çalıştığına göre, bir ilerleme gerçekleştirmişsin… Bu bir başarıdır,” diyebiliriz…

BİR HAFTA SONRA
-Sizin dediğiniz gibi yaptım ve her günü ayrı ayrı yazdım:
l.gün 6 saat
2.gün l saat
3.gün 3saat
4.gün l saat
5.gün 2 saat
6.gün 6 saat
7.gün 3.5 saat Toplam 22,5; ortalama 3 saat 12 dakika.

– Bu geçtiğimiz haftadaki çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsun, bir önceki haftaya göre.
– Daha randımanlıydım. Bir önceki haftaya göre kıyaslarsak randımanım %50 arttı diyebilirim.
– Burada sadece gözlemenin kendi başına bir etkisi olduğunu görüyorsunuz. Yani sadece gözlemek kendi başına bir öğrenme oluşturuyor; başka hiçbir şey yapmasak bile… Nedenine gelince; çalışmak sizin için ödüldü. Her çalışmadaki artma bir ödül etkisi yapıyordu. Buna karşılık düşme cezaydı sizin için… Bu nedenle her yazma bir pekiştirmydi. Bu nedenle, olayları yalnızca tesbir etmek öğrenme sürecini gerçekleştiriyor… Siz bu hafta bunu yaşadınız. Daha çok çalışma konusunda ek bir şey yapmadığınız halde % 50 ölçüsünde bir öğrenme gerçekleştirdiniz. Şimdi; bizim bu öğrenme sürecini daha da hızlandırmayı sağlayacak bir program oluşturmak için bilgi toplamayı deneyelim: Bu nedenle amacımızın açık bir (operasyonel) tanımını yapalım. Bu hafta, ortalama ne kadar çalışırsanız kendinizi başarılı sayacağınızı söyler misiniz?
– Hergün 6 saat çalışırsam kendimi başarılı sayabilirim.
– Sanırım hergün üstüste günde 6 saat çalışmak pek gerçekleşemeyecek gibi geliyor bana. Bazı günler araya bazı önemli olaylar girecek ve aksayacaksınız. Bunu göz önünde tutarak, haftada kaçgün 1-2 saat daha az çalışmayı düşünürsünüz?
– Cumartesi ve pazarı çalışma dışı tutalım.
– Şimdi cumartesi pazar hariç, günde 6 saat çalışmaya karar verelim ve önümüzdeki hafta da gene çalışılan saatleri yazalım. Eğer bir ilerleme olmazsa bir hafta daha aynı uygulamayı sürdürüz. Ödül ve ceza düşünmeden öğrenmenin gerçekleşmesini bekleyelim bir süre. Çünkü; öğrenmenin self kontrolla gerçekleşmesi çok daha iyidir. Eğer; yine de bir ilerleme olmazsa; o zaman bir ödül-ceza sistemi düşünürüz. Demek bu hafta elinizden geldiğince kararlaştırdığımız ölçüde çalışmayı amaçlayacaksınız ve ne kadar çalıştığınızı yazacaksınız. Haftaya sonucu değerlendiririz.

BİR HAFTA SONRA
– Gerçi geçen hafta Cumartesi Pazarı çalışma dışı bırakmıştık ama, yapacak bir iş olmayınca ben gene çalıştım. Çalışma saatlerim şöyle:
1.gün 2.5 saat
2.gün 5 saat
3.gün l saat
4.gün 2 saat
5.gün 6 saat
6.gün 2 saat
7.gün 6 saat Toplam.26,30; ortalama 3 saat 42 dakika.
– Haftada 30 saat çalışmayı amaçlamıştık. Buna göre amaca epeyce yaklaşmış durumdasınız. Ama bu toplam saate yedi günle ulaşılmış. Ama gene de günlük çalışma ortalamasında artma var; demekki bir öğrenme süreci başlamış; sürmesini beklememek için hiç bir neden yok. O zaman çalışma saatlerini yazmaya önümüzdaki hafta da devam edin. Haftaya yeniden konuşuruz.
SONRAKİ HAFTALAR:
(Ortalama günde altı saatten daha az çalışmayı amaçladığını; bunun kendisine daha uygun olduğunu söyledi. Bu hafta çalışmasının kendisine yettiğini de ekledi. Saatleri yazmaya bile gerek görmemişti. Memnundu durumundan; sorun yoktu. Daha sonraki haftalarda çalışması konusunda bir sorun dile getirmedi bu bey.)

8. Uygulama

Yavaş yeme alışkanlığı kazanma uygulaması:
Bu da, bir önceki gibi, yalnızca objektif bir gözlem sayesine gerçekleştirilmiş bir davranış değiştirme örneği…
– Benim acele yemek yeme sorunum var. Yemeği 5 dakikada bitiriyorum.
– Hatırlıyorsanız, çoğunlukla ödül ve ceza tasarlamaya gitmeden önce bir hafta durumu hiç bir değiştirme gayreti göstermeden olduğu gibi tesbit ediyorduk. Genelde davranışçılar böyle başlarlar ve daha önce söylediğim nedenlerle de bazen sorun kendiliğinden çözülüverir. İlk defa Jung bunun üzerinde durmuştu. Problemi çözme gayretinin problemi yarattığını düşünürdü Jung. Gelecek hafta için sizden şunu istiyorum: yemeğe oturduğunuz zaman da yeme süresince de sık sık saate bakın. Karşında yemek yemesini beğendiğin arkadaşının olduğunu hayal et; onu model al. Yemekten kalkarken de saate bak. Ayrıca yavaş yemek yemek için de uğraşma. Yani sizden yavaş yemek konusunda hiçbir gayret göstermeni istemiyoruz. Yemeğin tadını çıkarmaya bakın; nasıl olsa öğreneceksin… Çiğnemene dikkat et, miğden de hisset yediklerini. Haftaya görüşelim.
(İki hafta içinde istediğ ağırlıkta yemeyi gerçekleştirdi.)

9. Uygulama

Yalnızca gecikmenin operasyonal tanımını yapmadığı için, yersiz yere sürekli olarak gecikmişlik duygusu yaşayan bir hanımın olayı farkedişi:
– Önemsediğim birşeyi, eğer daha zaman varsa hemen ele alıp bakmak yerine sürekli erteliyorum. Zamanın iyice daraldığına karar verirsem işi elime alıp bitirebiliyorum. Bu erteleme alışkanlığım, hep işi yetiştiremeyeceğim duygusu beni çok rahatsız ediyor. Bu sorunumu ele alabilir miyiz?
– Arkadaşımız bir iş yapacağı zaman, bir araştırma döneminin gerekli olduğuna inanıyor. Araştırmaya başladıktan bir süre sonra gecikiyormuyum kuşkuları başlıyor. Ama; herhangi bir nedenle şu zamanda yapacağım diye karar verdiğinde de yapıyor. Burada yaşanan psikolojik rahatsızlık şunun sonucu: Gecikmenin operasyonel tanımı yapılmamış. Eğer, “Şu gün, ya da şu saatten sonra hala yapmamışsam veya başlamamışsam kendimi gecikmiş sayacağım.” demiş olsaydı böyle bir rahatsızlık yaşamayacaktı. İşi zamanında yetiştirememe sorunu varmış gibi konuşuldu. Ama; işi zamanında başarmak gibi bir sorunu yok arkadaşımızın. Çünkü; her zaman işi yetiştiriyor. Sorunu, geciktim mi rahatsızlığını yaşamasında. Sorun bu… Şimdi; arkadaşımızdan önümüzdeki hafta, gecikmenin operasyonel tanımını yaparak işlerini yürütmesin isteyelim. Bir işe başlamadan önce kendi kendine “Bu işi şu zamanda başlayacağım ve şu zamanda bitirmiş olacağım.” desin. Böylece; düşündüğü zamanda işe başlamamış ya da bitirmemiş olursa; o zaman geciktiğini ve bir sorun yaşadığını düşünecek ve bu zamana kadar geçen süre içinde kendisini suçlayarak acı çekmeyecek. Ancak düşündüğü zamanlarda işe başlayamaz veya bitiremezse; o zaman işleri zamanında yapma alışanlığını kazandırmak için birşeyler düşünürüz.

BİR HAFTA SONRA
– Geçtiğimiz hafta önümdeki işlerle ilgili dosyaların herbirine zaman koydum. Mesela; bu dosyaya yarın bakılacak değil de yarın saat 10 da bakılacak dedim. Böylece gectiğimiz hafta, bu konuda hiç bir sıkıntı yaşamadım.

10. Uygulama

Amaçlanan şeyin, açıklıkla tanımlanmaması ve gerçek-leşmesinin mümkün olup olmadığı araştırılmaması nedeniyle; aslında sorun yokken, sorun varmış gibi yaşayabilir insan ve acı çekilebilir bu nedenle.
Aşağıdaki örnek böyle bir durumu anlatıyor.
– Ben eskiden okumaya çok meraklıydım. Yaklaşık l5 seneden beri kitap alıyorum, fakat okuyamıyorum. Evde belki binlerce kitap var, ben bunlardan sadece 3-5 tanesini okuyabildim.
– Şimdi amacımızı net (operasonel) belirlemeliyiz. Yani; nerede, ne zaman, ne kadar süre okursanız, kendinizi yeniden okuma alışkanlığını kazanmış sayacaksınız?
– Her fırsatta okumak istiyorum.
– Bu çok kapalı bir ifade. Mesela bugün nerede, ne kadar okusaydınız kendinizi okuma alışkanlığı kazanmış sayardınız?
– Bugün öğle tatilinde kitap okuyabilirdim, fakat gazete okudum.
– Gazete okumanızı doğru bulmuyor musunuz? Okumamalı mıydınız?
– Hayır, dünya olaylarından haberdar olmalıyım.
– Gazete okumaktan başka birşey yaptınız mı?
– Yemek yedim, gazete okudum, muhabbet ettik. Kitap okumamak için değişik sebepler bulabiliyorum. Eve bilgisayar aldım saatlerce oyun oynuyorum.
– Bilgisayarı kitap okumayı engellemek için mi aldınız?
– Hayır,onu kullanıyorum.
– Peki günün hangi saatinde okumaya zaman ayırabilirsiniz ve ne kadar süreyle?
– Akşam 1-2 saat.
– Gece eve kaçta gidiyorsunuz ve kaçta yatıyorsun?
– Dün gece 9.30 da eve gittim. Yemek vs. yaklaşık l saat sürdü. l0.30 dan l2.30’a kadar televizyon seyrettim.
– Bunlara vakit ayırmak istemezdim, örnek olarak bu kadar televizyon izlememeliydim diye düşünür müsünüz?
– Hayır. Haberler v.s. ondan öğreneceğim çok şey var.
– Demek ki; sizin kitaba ayıracak vaktiniz yok. Sizin iki saat ayırmanız mümkün değil. Her gün iki saat kitap okumaya zaman ayırabilmeniz için günü 24 saatten daha uzun yapmamız gerekiyor.
Bu da güzel bir örnek oldu: Çünkü bizler sık sık birşeyler isteriz, ama hayatımızda gerçekleşemeyeceğini, olanaklarımızın buna el vermediğini düşünmeyiz ve ortada bir problem varmış gibi kendimizi yeriz. Psikoterapide çok sık rastladığımız bir durumdur bu: problem yokken, kişi karşımıza problem varmış gibi gelir.

11. Uygulama

Bir sigara bırakma olayı.
– Ben, günde 15 sigara içiyorum ve bırakmak istiyorum.
– Sizden istediğim şu: sigara bırakmayı bir irade sorunu olarak görmeyin artık. Sigara bırakmayı istiyorsunuz; bu kadarı yeterli başarmanız için…
İstediğiniz zaman sigara için ve yaktığınız sigarayı istediğiniz sürece için. Ama içinizden içmek gelmiyorsa, hemen söndürün.
Bir de; her sigara yakışınızda, bir kağıda küçük bir çizgi çizin. Her gün yapın bunu. Günleri alt alta yazın ki, içme miktarını kolayca karşılaştırabilesiniz…
Hatta; günlük içme miktarlarınızı bir kağıda grafik olarak çizerseniz çok daha yararlı olur; artıp azalmaları kolayca farkedebilirsiniz böylece…
– Güne kaç tane kadar içiyordunuz?
– Onbeş.
– Eğer 10 sigaranın altına düşerseniz bir gün, kendinize bir ödül tasarlayın ve bu ödülü kendinize verin. Çünkü ödül, davranışı pekiştirir.
Bir de sigara yakarken, niçin yakıyorum diye kendinize sorun, sigaranızın dumanını dinleyin. Sigarayla savaşacağınıza sigara dumanını tanıyın…
Eğer, içtiğiniz sigaralar azalıyorsa, öğreniyorsunuz demektir. Ama sakın siz azaltmaya çalışmayın ve yeniden hatırlatayım, bunu bir irade sorunu olarak görmeyin. Alışkanlıklar, yürümeyi, konuşmayı öğrendiğiniz gibi, bilinçdışı gerçekleşir. Öğrenmek için şartları hazırlamak yeter. O kendiliğinden oluşur.
Dediklerimi uygulayın, haftaya görüşelim.

BİR HAFTA SONRA:
– Günde 15 tane içiyordum. Geçen hafta içtiklerimi yazdım. İsterseniz okuyayım.
– İyi olur.
– Birinci Gün : 9 Adet
İkinci “ 8 “
Üçüncü “ 5 “
Dördüncü “ 6 “
Beşinci “ 6 “
Altıncı “ 8 “
– Azalma var; bu nedenle tebrik ederiz sizi…
– Ben briçe meraklıyım. Briç oynarken sigara içmem farklı; daha çok içiyorum… Mesela, yukarıda dördüncü, beşinci ve altıncı günlerdekilerin bir kısmını briçte içtim.
– O zaman, sizden şunu isteyeceğim; önümüzdeki hafta, briç oynarken, içtiğiniz sigaraları ayrı yazın ve yanına saatini ilave edin. Mesela; 3 saat briç oynadım ve bu süre içinde 4 tane sigara içtim gibi. Sanırım, oyun değişkeni işin içine girmezse, sigara içme çok daha hızlı azalacak.
Evet; bir problemle uğraşmaya başlayınca, önce objektif izleyin. Belki de ayrıca ödül-ceza bile gerekmeyebilir ve sorun kendiliğinden çözülür. Çünkü, siz sigarayı bırakmak istiyorsunuz, niye azalmasın ki: İçmenizdeki her azalma ödül, her artma da bir ceza etkisi yapacaktır. Bizler insanız ve öğrenen varlıklarız. Eğer, objektif izlemeyle azalmıyorsa; o zaman bir problem var demektir. Ancak bu durumda öğrenmeyi engelleyen şeyi araştırmaya başlamalıyız. Zaten siz de, bizim araştırmamıza gerek kalmadan, sigara içmeyi pekiştiren bir etkeni bulup çıkardınız: O da briç oynamak.

BİR HAFTA SONRA:
– Geçtiğimiz hafta, içtiğim sigaraları yazdım. Ayrıca; briç oynarken, içtiklerimi de not ettim:
Birinci Gün 8 Adet
İkinci “ 3 “
Üçüncü “ 4 “
Dördüncü “ 5 “ (3’ü briçte)
Beşinci “ 5 “ (3’ü briçte)
Altıncı “ 4 “
Yedinci “ 4 “
– Dikkat ederseniz; genelde, bir azalma olduğu gibi, briç oynanan günlerde içilen sigaralarda da bir azalma var. İnsan bırakma gayretini terkederse, istediği kadar sigara içer ve sadece yazarsa; içilen sigara sayısı kendiliğinden azalıyor. Yazmaya devam edin, haftaya görüşelim.

BİR HAFTA SONRA:
– Geçen hafta içtiğim sigaraları size söyleyeyim:
1. Gün 5
2. “ 5
3. “ 2
4. “ 5 (3’ü Briçte)
5. “ 1
6. “ 5 (3’ü Briçte)
7. “ 3
– Demek ki; geçen haftanın en düşük rakamı, neredeyse bu haftanın en yüksek rakamı… Ayrıca, geçen haftalarda hiç rastlamadığımız 2 ve 1 rakamları var. Burada önemli olan, hiçbir gayret olmadan bu değişmenin gerçekleşmiş olması. Sigarayı bırakmak isteyen kişi, hele sağlığına da zarar veriyorsa, sigara içmesindeki azalma ödül, artma da ceza etkisi yapar; söylemiştik bunu, hatırlarsanız. Bu yüzden; içtiği sigaraları izleyen her kişi kendisini, sürekli olarak bir ödül ve ceza mekanizmasının etkisi altına sokuyor demektir. Sizin sigara içmenizde çok büyük düşmeler var. Bu durumda, sigarayı tamamen bıraktığınız zaman için, kendinize şimdiden bir ödül tasarlayın. Mesela, bir hafta hiç sigara içmezseniz, bu ödülü kendinize verin. Kişinin kendini ödüllendirmesi size garip gelebilir ama, uygulayın.

– Bir hafta için söz veremem.

– Ben sizden gayret istemiyorum ki… Siz gene bildiğiniz gibi için. Eğer, ard arda yedi gün hiç sigara içmezseniz, biz size burada ödül olarak pasta ve çay ikram edelim. Gayretleriniz nedeniyle değil; hiç gayret göstermemeniz ve içmelerinizi atlamadan kaydettiğiniz için…

ONBEŞ GÜN SONRA:
– Ben geçen hafta bir işim dolayısıyla gelemedim. Buradan ayrıldıktan sonra, ilk hafta hiç sigara içmedim, sonraki hafta ise iki gün üst üste ikişer taneden dört sigara içtim.
– Bunları briç oynarken mi içtiniz?
– Hayır. Briç dışında içtim.
– Peki, haftada dört sigara sizce içilmeli mi, yoksa hiç mi içilmemeli?
– Hiç içmesem daha iyi olur. Ama arada bir tane içmişim, bu problem değil. Yeter ki arkası gelmesin.
– Arkası gelmesin lafı açık olmalı. Yani, haftada kaç tane içileceği kesin olmalı. Ayrıca, haftada dört tane içmeye karar verdiğinizde, eğer iki tane içerseniz, o ödül yerine bile geçer. Gördüğünüz gibi; bir hafta sigara içmemişken ertesi hafta iki tane içmeniz bir başarısızlık değil. Bu kadar içebileceğinizi düşünüyorsunuz çünkü…
– Sanıyorum, benim istediğim hiç sigara içmemek.
– Sanıyorum diyorsunuz. O zaman sizden, önümüzdeki hafta kendinizi iyice ölçüp, biçmenizi ve “sanıyorum” demek yerine, ne istediğinizi net tesbit edip, bize bildirmenizi istiyorum. Çünkü, istenen net olmadığında ödül ve ceza mekanizması işlemiyor. Dediğim gibi; son hafta az sayıda sigara içmenizin iyi olacağını düşündüğünüz için, iki gün günde iki sigara içtiniz; bir önceki hafta hiç içmemişken…

BİR HAFTA SONRA:

– Artık normalde sigara içmiyorum. Bu hafta içinde sadece bugün üç defa sigara yaktım ve üçünde de birer nefes alıp, söndürdüm.
– Niçin söndürdünüz?
– Elim alışkanlıkla sigaraya gidiyor, ama içmekten zevk almıyorum.
– Yani bedeniniz artık sigarayı istemiyor, öyle mi?
– Evet, istemiyor.
– Çok güzel. Sizi tebrik ederim. Zaten, bizim amacımız da buydu. Bu işin başında ne demiştik? İstediğiniz kadar için, sadece içtiklerinizi yazın. Bir süre sonra sigarayı istemez duruma geleceksiniz. Eğer canınız ister de içmezseniz, bizim dediğimizin dışına çıkmış olursunuz. Bu durumda öğrenme olayı son bulur… Şimdi, çay ve pasta ödülünüzü hakettiniz. Sizi tebrik ederim.

12. Uygulama

Başka bir sigara bırakma olayı daha…
-Ben buraya başka bir alışkanlıkla ilgili olarak gelmiştim. Fakat sigara bırakmak isteyen bir arkadaşımıza denenleri ben de uyguladım. Gerçi eksik uygulama yaptım; ama sanırım gene de yararı oldu. Şöyle ki; her içtiğimi yazamadım ama bir günde aldığım paketleri ve ne kadar içtiğimi izledim. Sadece bunu yaptığım halde günde 3 paketten 1,5 pakete düştü.
-Yazamadım dediniz, Acaba şöyle bir uygulama yapsanız, yazmanıza yardımcı olur mu? Mesela; sigara paketinin jelatinini çıkarın ve her sigara yakışınızda, paketin üzerine bir çentik atın. O paket bittiğinde, çentikleri toplayın ve yeni açtığınız paketin başına yazın ve altına çentik atmaya devam edin. Her akşam da o gün içtiğiniz toplam sigara miktarını bir kağıda yazın. Bir hafta sonra, gelirken o kağıdı da getirin; konuşalım.

BİR HAFTA SONRA:
– Sizin söylediğiniz çentik metodunu; her zaman ve devamlı uygulayamadığım halde, içtiğim sigara günde bir pakete düştü.
– Yani günde 3 paketten 1 pakete…
– Evet; bir de araba kullanırken sigara içmeyi kendime yasakladım. Çünkü, arabaya sinen sigara kokusu beni çok rahatsız etmeye başladı.
– O zaman, bu uygulamaya devam edelim. Bakalım, yeni değişmeler olacak mı?
Daha sonraki haftalarda çalışmalarımıza katılmadığından, olayların nasıl geliştiğini bilemiyoruz.

13. Uygulama

Çok sık el yıkama sorunu…
(Çalışmaya Eşi de Katılıyor)
– Benim sorunum, çok sık el yıkamam. Bu yüzden ellerim egzama oldu.
– Bugün elinizi kaç kez yıkadığınızı biliyor musunuz?
– Tam hatırlamıyorum.
– Son olarak, elinizi ne için yıkadınız?
– Ayakkabılarımı hazırladım, elimi yıkadım, saçımı taradım, elimi yıkadım.
– (Bu sırada eşi) Sanırım, bu kadar çok el yıkamasının sebebi, aynı anda birçok işi yapıp, bitirmek istemesi.
– Eğer, eşiniz bu kadar el yıkama benim için normaldir derse, bizim için bir problem yok demektir. İnsaların davranışına, ancak kendileri isterse bir şeyler yapabiliriz. Eğer eşiniz ‘ben bu ölçüde yıkamak istiyorum’ derse ve siz de ‘bundan rahatsız oluyorum’ derseniz; bizim için bu bir ilişki sorunudur. O zaman yapılacak şey, aranızda anlaşmanızdır. Şimdi, buradaki el yıkama olayında amacımızı belirleyebilmek için şöyle yapalım: Haftaya buraya gelmeden, son üç gün boyunca elinizi kaç kez yıkadığınızı yazmanızı sizden isteyeyim. Yani her elinizi yıkadığınızda bir kağıda, kalemle çentik atın. Ayrıca; bu üç günün son gününde attığınız çentiğin yanına hangi nedenle elinizi yıkadığınızı da yazın.
Bunun dışında, bu hafta şunu da düşünün. Elinizi yıkamanız günde kaça inerse sizin için normaldir.

BİR HAFTA SONRA:
– Nasıl el yıkamada bir değişme oldu mu?
– Azaltmaya çalışıyorum.

– Bizim, çalışmak, gayret gibi şeyleri bırakmamız gerekiyordu. Bunu yapmayın.
– El yıkamalarınızı saydınız mı?

– Yazamadım ama, tahmini söyleyebilirim. Birinci gün 32, ikinci gün evde değildim 20, üçüncü gün gene 32.

– Eğer yazsaydınız ve el yıkamay gayratini bırakmış olsaydınız, bu sayı üçüncü gün çok aza inmiş olacaktı. Size garip gelecek ama, bu durumlarda sadece tesbit etmek, kesinlikle el yıkama sayısını düşürüyor. Eğer yazdığınız halde düşmeseydi; bu, şu demekti benim için: günde bu kadar elinizi yıkamaktan memnunsunuz aslında ve bunu sürdürmek istiyorsunuz. Açık bir bilinçlilikle fark etmiyor olsanız bile, her hangi bir ihtiyacınızı karşılıyor el yıkamak…
İsterseniz; bir de, buradaki hanımlara ellerini günde kaç kez yıkadıklarını soralım. Bir bilgimiz olsun. (5 hanımın verdiği cevaba göre, günde 5 ile 7 defa ellerini yıkamaktaydılar.) Sizden geçen hafta istediklerimi önümüzdeki hafta için aynen istiyorum. Haftaya görüşelim.

BİR HAFTA SONRA:
– Geçtiğimiz haftanın son üç gününü yazdım.
1. Gün 25,
2. “ 28,
3. “ 29.
– Siz son gün 29 defa elinizi yıkamışsınız, bunların kaç tanesinde yıkamasanız da olurdu?
– Hepsinde yıkasam daha iyi olurdu.
– O zaman, siz yıkamanız gerektiği kadar yıkamışsınız.Yani problem yok.
– Zaten, elimde egzama oluşmasa ve eşim söylenmese, bu kadar yıkamak bana göre normal.
– Bu söylediklerinizden sonra sorun artık el yıkama değil. İlişki sorunu oldu. Bir de egzamadan şikayetiniz var. Bu durumda; ya elinizi yıkamayı egzama oluşturmayacak kadar aza indireceksiniz, ya da egzamaya razı olacaksınız. Sizin durumunuz bu.
– Eskiden benim sadece ellerim değil, dirseklerime kadar egzama olurdu. Şimdi çok iyiyim. Ellerimde dahi çok az var. Yani eski haline 10 desek, şimdi 5’e indi derim.,
– Bu durumda; yıkamalarım azaldığı için ellerim düzeliyor diyorsunuz. Demek ki; sizinle çalışmalara başlaadığınızdan bu yana değişmişsiniz ve artık ellerinizi istediğiniz kadar az ve egzamaları yok edecek ölçüde yıkamaktasınz. Çok güzel…

DÖRT HAFTA SONRA:
– Ben birkaç haftadır çalışmalara katılamıyorum. Bu arada el yıkamayla ilgili düşüncelerimde değişmeler oldu. En son 30 civarında el yıkamak benim için normaldi. Fakat şimdi bu sayıyı daha da indirmek istiyorum. Bir de dikkatimi çeken başka birşey var. Çevremde sorun çok olduğunda, ellerimi bilinçsizce yıkıyorum ve sorun olmadığı zaman ellerimi çok daha az yıkıyorum. Ayrıca şunu da eklemeliyim; son zamanlarda kendimi daha sakin hissediyorum.
– Gerçi gelişmelerden memnunsunuz. Ama amcınızı net ortaya koymuyorsunuz. Şimdi bu noktada, ne istediğinizi net söylemeniz, açık tanım yapmanız gerekiyor: Elinizi haftada kaç kez yıkamak istiyorsunuz; bunu netleşetirmezseniz, değişme gelmez. Bu tesbiti yapın, haftaya görüşelim.
(Bu hanım, haftada üç paket sigara içen beyin eşiydi. Bu haftadan sonra ikisi de gelmediği için olayların nasıl geliştiğini bilmiyoruz.)

14. Uygulama

Bir yuva çocuğuna, yuvadan döndüğünde elini yıkama ve elbiselerini değiştirme alışkanlığını kazandırma çalışması
– Çocuğumun eve girince, üstünü değiştirmesini ve ellerini yıkamasını istiyorum.
– Önce çocuğunuzla konuşup, ona ne öğretmek istediğinizi anlatın. Sonra bunu başardığında alacağı ödülü aranızda kararlaştırın.
– Uzun zamandır itfaiye arabası istiyor.
– Eğer o da kabul ederse, bunu ödül olarak kullanabilirsiniz.
– Konuşayım.
– İtfaiye arabasında anlaşırsanız; arabayı alın ve onun görebileceği; ama ulaşıp, alamıyacağı bir yere koyun. Ayrıca bu, her olumlu davranıştan sonra verilebilecek bir şey değil; öğrenme gerçekleştiği zaman verilecek türden bir ödül… Bu nedenle çetele metodu kullanacaksınız.
Bir de kaç çetelede (kaç olumlu davranıştan sonra) ödüle kavuşacağını aranızda konuşup, kararlaştırın. Bir kağıdın üzerine anlaştığınız çetele sayısı kadar içi boş yuvarlaklar çizin. Her başarılı davranışından sonra, yuvarlakların içini karalayarak doldurun. Bu çetele kağıdını, yırtmaması için görebileceği, ama ulaşamıyacağı bir yere asın. Bunları yaptıktan sonra sizden istediğim; eve geldiği zaman, saati gösterip, saat şuraya geldiğinde, ellerin yıkanmış ve üstün değişmiş olacak deyin. Başardığında bir yuvarlağın içini karalayın.

BİR HAFTA SONRA:
– İtfaiye arabasını aldım ve ulaşamayacağı bir yere koydum. Otuz yuvarlağın içi dolarsa diye anlaşmıştık ama, bu sayı biraz fazla galiba; çünkü, geçen hafta daha ilk günden itibaren eve gelince üstünü değiştirip, ellerini yıkama alışkanlığını kazandı. İçi dolu yuvarlakları da çok iyi takip ediyor. Şimdiye kadar 13 yuvarlağın içini karaladık.
– O zaman; “Oğlum sen ne kadar akıllıymışsın, çok iyi öğreniyorsun, sondaki 10 tane yuvarlağı kaldırıyorum. 20 tane yuvarlağın içi dolunca sana ödülünü vereceğim” deyin. Ayrıca, “Bu 10 taneyi kaldırıyorum ama sen çok çabuk öğrendiğinden.” deyin. “Bundan sonra, yuvarlakların içini karalayabilmemiz için, ben sana hatırlatmadan üstünü değiştirip, ellerini yıkamalısın” diye de ekleyin. Başardığı zaman da “Aferin oğlum” deyip, saçını okşayın. Böylece sosyal ödüle de geçmiş oluruz.

BİR HAFTA SONRA:
– Geçtiğimiz hafta 20 yuvarlağı doldurdu ve ben de ödülünü verdim. Başka zaman kendisine yeni bir oyuncak aldığımızda bir saat oynar ve bırakırdı. Fakat, bu ödülü bir hafta elinden bırakmadı. Ödülü aldıktan sonra el yıkama işini biraz geciktirerek, yapmayı sürdürüyor.
– Elini yıkadıktan sonra sosyal ödül de verdiniz mi?
– Evet, “aferin” diyordum.
– Demek ki sosyal ödül, daha tam oluşamamış. O zaman yeni bir ödül koyun, sosyal ödülü sürdürün ve arada da şöyle deyin “Büyüdüğün zaman, sen bunları ödülsüz yapacaksın. Bunları öğrendiğin zaman, ödülü başka şeye kullanırız.”

BİR HAFTA SONRA:
– Dediklerinizi yaptım. Uygulama gayet başarılı sürüyor. Geçen hafta sadece bir gün aksadı. Onun da sebebini biliyorum. Çünkü ben gene konuşmaya başladım; yapması gerek, etmesi gerek diye… Ayrıca, son günlerde maddi ödül de vermedim.
– Bir haftada 6 gün çocuğunuz istediğiniz davranışları yapmış ve sadece bir defa aksama olmuş. Ayrıca; siz de hatalarınızı görür hale gelmişsiniz. Hem sizi, hem de çocuğunuzu başarılarınızdan dolayı tebrik ederim. Çok güzel. Şimdi yapacağınız şey; konuşmayı kesin; saati gösterin, sosyal ödül sürsün. Bunlara rağmen eğer bir gün anlaşılan süre içinde, yapması gerekenleri yapmazsa, evde bir yedek ödül bulundurun ve şöyle konuşun; “Bak; bugünkü ödül buydu, fakat sen anlaştığımız süre içinde, konuştuklarımızı yerine getirmedin, onun için bunu bugün sana veremiyorum, ama üzülme yarın bunu alma şansın var” deyin, ödülü de görebileceği bir yere koyun gene.
Dikkat ederseniz, siz eski, alıştığınız dille konuştuğunuzda o da eski alışkanlıklarla karşınıza çıkıyor.
Sonra biliyorsunuz, alışkanlıklar kazanıldıktan sonra da aradabir pekiştirilmezse bırakılır. Bu pekiştirmeleri sosyal ödüllerle sürdürüyoruz.

BİR HAFTA SONRA:
– Geçtiğimiz hafta sizin dediklerinizi aynen uyguladım. Sonuç mükemmel.
– Yani, bu sorun bitti dermisiniz?
– Evet, bitti derim.
– Öyleyse, öğrendiğinden ötürü çocuğunuzu ve başarınızdan ötürü sizi tebrik ederim.
Ama; aradabir sosyal ödüllerle ve bazen de maddi ödüllerle pekiştirmeyi unutmayın…

15. Uygulama

Ders çalışma alışkanlığı kazandırma
(Anne ve Baba Birlikte Katılıyor.)
– Kızımız; 9 yaşında, biz ne dersek tersini yapıyor. O bize ulaşamıyor, biz ona ulaşamıyoruz. İletişim kopukluğu var. İlkokulda okuyor, bu sene okulu değişti. Normal önlük yerine, jumper denilen değişik bir kıyafet alındı. Onun içine alınacak gömlek sorun oldu. Gece geç yatıyor, sabah vaktinde kalkamıyor, gece başında uyusun diye kitap okuyoruz. Bazen bizim yatağımıza gelip, orada uyuyor, kendi yatağına götürülmesi sorun oluyor. Bazen baba ile uyumak istiyor. Dediği olmayınca hırçınlaşıyor. Bir seferinde tırnağı gözümü yırttı. Bu sefer de oturup, ağladı. Ayrıca; ders çalışması da büyük sorun. Dersini yalnız başına çalışma alışkanlığı yok. Mutlaka, ikimizden birini yanına istiyor.
– Pekala; sizden önümüzdeki hafta için, sadece konuşmayı kesmenizi istiyorum. haftaya görüşelim.

BİR HAFTA SONRA:
– Sizin dediğiniz gibi, geçen hafta kızımızı değiştirmek için hiç konuşma yapmadık.
– Değişen bir şey oldu mu?
– Konuşmayı kesince; tutturmalar bitti ve kendisi daha olumlu bir havaya girdi.
– Konuşmak öğrenme olayını feci bozar.
– Yapma, etme, çalış, geç oldu vs. gibi konuşmaları kestik.
– Ders çalışma olayını, net bir resim olarak tesbit etmemiz lazım. Çünkü, ders çalışmamak çeşit, çeşittir. Biri hiç çalışmaz ve çalışmak da istemez, biri çalışmak ister, fakat dikkatini veremez; biri müzik dinleyerek çalışır vs. vs. Onun için, önce olayı bir anlayalım. Çalışmayla ilgili olaylar anlatır mısınız?
– Benim kızımın ders çalışmasında öğretmeni ile olan ilişkisi çok etkili.
– Şimdi; öğretmeninin etkisi ne olursa olsun, biz kızınızı ders çalıştırmak istiyoruz. Onun için öğretmeni bırakın.
– Çok uzun süre masa başında oturduğu halde, dikkatini toplayamıyor. On dakikada yapılacak iş, bir saat sürüyor. Ders yapması uzadığı için, çok sevdiği televizyon izleme aksıyor, buna da sinirleniyor. Ders çalışmada bizden yardım almak istiyor. Biz de onunla beraber çalışıyoruz.
– Dün okuldan kata geldi ve ne yaptı daha sonra?
– Dörde on kala geldi. Önce dersine baktı. Çok fazla değildi. Eve geldiğinde çantasını portmantoya koyuyor. Ne dersin var diye sorduğumda, çantamı getir, bakayım diyor. Ben çantasını getiriyorum, defterini çıkart bakalım diyorum. Eğer, defterini de çıkartırsam, bu sefer ben daha çok batıyorum; çünkü sen oku diyor hemen ardından. Ben artık tam anlamıyla çıkmazdayım; ne yapmam, ne yapmamam gerekiyor, onu tesbit edecek durumda değilim.
– Anlıyorum; sonra?
– Kitap ve defterini çıkartmasını 4-5 defa söyledikten sonra çıkarttı.
– Birinci söyleyişinizde kızınız ne yapıyordu?
– Flüt çalıyordu ve ben çıkart dedikçe, o da flüt çalmaya devam ediyordu.
– Flütü bırakıp, defterleri çıkarttığında kızgın mıydı?
– Hayır değildi. Benden yardım almaya çok alışkın olduğundan, flüt çalmayı normal bir davranış olarak yapıyor. Dersi az olduğu için, sevdiği bir çizgi roman var, onu okumasına izin verdim.
– Dersi çok olsaydı ne yapardınız?
– Hemen başlamasını isterdim.
– Okuldan yorgun mu geliyor?
– Ders çalışamayacak kadar değil.
– Çizgi roman okuması için ne kadar ara verdiniz?
– Yarım saat kadar, sonra derse oturduk.
– Ne kadar süre çalıştınız?
– O ders çalışırken, ben devamlı başında durmadım. Çünkü, mutfakta işim vardı. Saat altıdan, dokuza kadar masada oturdu, ama ders çalışmadı.
– Derse dikkatini, sürekli ne kadar verebiliyor.
– Beş dakika. Böyle ders çalışmak onun için de yorucu oluyor.
– Kızınız genel olarak nasıl bir insandır?
– Olumlu bir çocuktur.
– Olumlu ne demek?
– Yani, kendine göre son derece mantıklı yaklaşımları olan ve insan ilişkileri iyi olan bir çocuk. Çok arkadaşı olsun ister, haksızlıklara tahammülsüzdür.
– Dersini sürekli çalışsa, sizce ders çalışması ne kadar sürer?
– Sanırım 2 saat civarı.
– Şimdi bir toparlıyalım: Anladığım kadarıyla kendi başına 1,5 saat çalışması yeterli. Ayrıca, otoritenizin kızınızın üzerinden kalkıyormuş sanısını uyandırın demiyorum. Son söz gene sizin. Ama yapacağınız şeylerde, olabildiğince birlikte karar verin. Yani; şöyle bir konuşma yapmak size nasıl gelir? “Bak kızım; sen çok iyi bir kızsın. İlişkilerin çok iyi, çok sosyalsin. Birçok şeyi çok iyi öğrendin; ama gördüğüm kadarıyla tek başına ders çalışmıyorsun. Şimdi seninle birlikte bu problemi çözmeyi, sana ders çalışma alışkanlığını kazandırmak istiyorum. Şimdi sana düşüncelerimi söyleyeceğim: Bu programda; itiraz edeceğin, sana göre hoş olmayan şeyler varsa değiştirebiliriz.” Eğer işbirliğine hazırsa, ne dersin filan diye sorabilirsiniz. Eğer yaklaşmazsa, hiç üstüne gitmeyin ve o zaman programı siz dikte edin. Şöyle deyin: “Seninle hergün 1 saati ders çalışma alışkanlığını kazandırmaya ayıralım. Bu bir saati de şöyle kullanalım. 15 dakika çalışacaksın, 15 dakika ara vereceğiz. Bir saati böyle bölerek kullanacağız.” Önce sizinle çalışsın, sonra siz olmadan çalışmaya alıştırırız. Bu çalışmada acele gitmeye ve zorlamaya gerek yok. Çünkü çocuğunuz nasıl olsa öğrenecek. Burada ödülü şöyle verelim: “Dört onbeş dakikanın, iki tanesinde artı alırsan sana şunu ödül olarak vereceğim” diyebilirsiniz. Eğer birkaç gün üstüste iki artı alırsa, o zaman üçe çıkartın. Daha sonra da dörde çıkarırsınız. Neyi ödül olarak vereceğinize de siz karar verin. Ödüller; küçük bebekler, pasta, vs. olabilir. Sevdiği bir şey olursa, daha iyi olur. Verimli ders çalışmayı şimdilik bırakalım. Amacımız, okumasa bile masadan kalkmamak olsun. Çünkü, ilkin oturmaya alışması lazım. Dikkat ederseniz burada, ne istediğimizi net söyledik, ödülümüz de net. Konuşmayı kestik… Haftaya görüşelim.

BİR HAFTA SONRA:
– Kendisine evde, neler yapacağımızı anlattım. Kendisi 20 dakika ders, 10 dakika ara olsun dedi. İlk gün başarılı idi. Ödül olarak da Barbie’nin evini istedi. Fakat çok pahalı olduğu için patende karar kıldık.
– Ders çalışmaya vaktinde başlasın, bırakma vaktini siz söyleyebilirsiniz. Çünkü bırakmayı siz söylerseniz daha iyi olur. Kendisini derse kaptırdığı zamanlar, daha çalışmayı isterken; sizin söylemenizle isteyerek yaptığı birşeyi bıraktığı için, ders çalışmak gittikçe istenir birşey olur.
– İkinci gün derslerini 40 dakikada bitirdi. Üçüncü gün hafta sonu olduğu için TV seyretti ve oynayacak arkadaşım yok diye ağladı.
– Bu, şimdilik ilgilenmediğimiz bir sorun; ama gene de sorayım, ağlayınca ne yaptınız?
– Gel seninle oynayalım dedim.
– Onunla oynamakla, ağlamasını ödüllendiriyorsunuz. Onun yerine, “Otur; koca çocuk oldun, seni eğlendirmek benim işim değil. Arkadaş bulunacaksa, onu sen bulman gerekir….” gibi şeyler söyleyin ve uzatmayın konuşmayı. Daha sonra arkadaş bulmasına yardımcı olun kuşkusuz, ama bunu ağladığı sırada yapmayın.
– Cumartesi, pazar gündüz ders çalışmadı.
– Daha önceki anlaşmanız sırasında; cumartesi, pazar ders çalışılmayacak diye konuşuldu mu?
– Hayır konuşulmadı. Siz de konuşmayı kesin dediğiniz için üstüne gitmedim.
– Bu konuda da kural koyabilirsiniz.
– Pazar akşam 6.30’dan 11.30’a kadar oturdu. Fakat sanırım 15 dakika bile çalışmadı.
– Zaten bizim öncelikli amacımız, masa başında oturmayı alışkanlık haline getirmekti Bu nedenle başarılı kızınız.
– Ayrıca; geç yatınca, sabah erken kalkamıyor.
– O zaman yeni bir kural daha koyalım. Diyelim ki “Dersin bitmemiş bile olsa, şu saatte yatacaksın” “Ayrıca dersi bitirmek, benim işim değil, senin işin”…. Şimdi size şunu sorayım; geçtiğimiz haftayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
– Bence olumlu.
– Önümüzdeki hafta şunu ekleyelim; masa başında oturma süresini uzatalım. Bir de iyi ders çalışmak nasıl olmalı diye kendisi ile konuşmaya başlayın.

BİR HAFTA SONRA:
– Evvelki hafta olduğu gibi, konuşmamayı sürdürüyoruz. Masa başında oturmayı öğrendi. Ödül listesi yaptık. Ödüllerin ağırlıklarına göre, artılar da değişiyor. Üç artıya da ödülümüz var, on artıya da ödülümüz var. Bunları bir anlaşma metni haline getirip, karşılıklı imzaladık ve duvara astık. Tüm bunlar olurken, ailede ilişkiler olumlu yönde değişmeye, bir dostluk havası esmeye başladı. Fakat, sebebini bilmiyorum, çocuğumuzun kendine güveni yok. Mesela; dersine çalıştığı halde, oturup, hüngür, hüngür ağlıyor ve ben yarın nasıl gideceğim, okulda ne yapacağım diyor.
– Bu durumda siz ne yapıyorsunuz?
– Biz senin çalışmandan çok memnunuz, bu halinle zayıf bile alsan bizim için sorun yok diyoruz…
– Burada yanlış yapıyorsunuz. Çünkü, kızınız ağladığında siz onun yanına gideceksiniz, anne ile güzel, sıcak bir ilişki vs. Bunları terkedin. Çünkü, böyle yaklaşmakla onun bu davranışını ödüllendiriyorsunuz. Eğer ağlarsa “Benim sana güvenim var, sen kendini yanlış tanıyorsun, göreceksin okulda hiçbir şey olmayacak” deyip, yanından ayrılın. Böylece sözleriniz yeni bir sohbet nedeni olmaz. Söyleyin ve gidin. Herhangi bir davranış, pekiştireni olmadan sürmez. Siz ödüllendirmeyin, ağlama biter.
– Sanıyorum, epey yol katettik. Artık, ders çalışması gerektiği bilincine vardı
– Bunu söylüyorsunuz ama, bana kalırsa eskiden de ders çalışmak istiyordu, yani o konuda bilinç eksikliği yoktu. Eksikliği, ders çalışma alışkanlığının olmayışıydı. Burası çok önemli, eğer böyle görmezseniz, problemi çözmeye gidemezsiniz.
– Geçen gün okuldan geldi, televizyonun başına geçti. Ben de önce ders, sonra televizyon deyip, televizyonu kapattım. Odasına gidip, ağlamaya başladı. Ben de ağlaman bitene kadar seninle konuşmayacağım dedim. Sonra baktım ki, ben hiç oralı olmadığım halde ders çalışmaya oturmuş.
– Çok iyi gidiyorsunuz.

BİR HAFTA SONRA:
– Sizden geçen hafta istediklerimi yapabildiniz mi?
– Bu hafta çok yoğun geçti. Onu konuşamadık. Ama masa başında oturma süresini şimdilik uzatmasak iyi olacak. Çünkü 20 dakikadan fazla çalışınca, çok yorulduğunu söylüyor ve derse olan ilgisi azalıyor, başka şeylere kayıyor, çalışma isteği azalıyor.
– Zaten, çalışma isteği varken bırakmak, bir daha sefere derse oturmasını kolaylaştırır. O zaman süreyi uzatmayı ileriye erteleyelim. Yalnız tümüyle bırakmayın. Üzün süre ders çalışma alışkanlığı kazanmadığı için yoruluyor. Gerekli şeyleri yaptıktan ve uzun süre çalışma alışkanlığı kazandırdıktan sonra bu türden şikayetleri olmayacak.
– Bir de; TV seyrederken; kapatıp, dersine oturmasını söylediğimizde, beni duymuyor.
– Kızınızın kulağı sağır olmadığına göre; duymama alışkanlığı, sizin tarafınızdan ona kazandırılmış. Şartları değiştirin, bu alışkanlık da değişir. Burada öğrendiklerinizle olaya bakarsanız, kızınıza bu alışkanlığı nasıl kazandıracağınızı bulabilirsiniz. Mesela; söylediğinizi duymadığı zaman, siz de “Duymuyor, bu onun huyu.” deyip geçiyorsanız, bu davranışınızla alışkanlığı pekiştiriyor olabilirsiniz. Yoksa, alışkanlık pekiştireni olmazsa sürmez. Kızınız TV izlerken birşey söylerseniz, mutlaka dediğinizi yaptıracak kadar ısrarlı olun; sözünüzü duyuruncaya kadar… Omuzundan tutarak, hatta TV’yi kapatarak konuşun ki daha etkili olsun. Yani size cevap vermemenin cezasını alsın. Aslında; duymamakla, o sizi eğitmeye çalışıyor. TV seyrederken siz ona birşey söyleyemiyorsanız, sizi çoktan eğitmiş demektir. Bana bunu nasıl öğretti diye araştırmak size çok şey öğretebilir.
– Bu arada dikkatimi çeken bir şey var. Geçen senelerde okula gitmek için sabah erken kalkmak ve hazırlanmak, evde çok büyük sorun olurdu. Bu konuda hiçbir şey yapmadığımız halde, bu çalışmalar sırasında o da kendiliğinden çözüldü. Çok rahat bir şekilde sabahları erken kalkıyor ve hazırlanıyor.
– Bu tür problemler, Freud’a göre, bilinçaltı dinamik bir nedenin sonucuydu. Bu yüzden, bilinçaltı nedenleri değiştirmeden bir alışkanlığı değiştirirseniz, bu dinamiğin başka yerde problem yaratacağını söylüyordu. Halbuki; tam tersi; yeni problem çıkması bir yana, uğraşmadığımız problemler de kendiliğinden çözülebiliyor.
Şimdi sizden; önümüzdeki hafta istediğim şunlar: Üçünüz birlikte; oturup konuşun, isteklerin, anne ve babadan birlikte geldiğini görmesi, çocuk için çok önemli. Şöyle bir konuşma yapabilirsiniz. “Senin okuduğunu anlayıp, anlamadığını nasıl ölçebiliriz? Masa başında oturmayı öğrendin; aferin. Ama, şimdi sana verimli çalışmayı öğretmek istiyoruz. Çalışırken; anladığın zaman, ödül vererek, anlamanı geliştirebiliriz. Okuduktan sonra sana dersle ilgili üç soru soracağım. Bunlardan bir tanesini bilirsen, seni başarılı sayacağım. Önümüzdeki hafta, iki tanesini bilirsen, sonraki hafta da üç tanesini bilirsen başarılı sayacağım.” deyin. Ama önce onunla konuşup, fikrini alın. Sonra da beraberce bir program oluşturun. Eğer konu zor ise, kolay soru sorarak, bilmesini sağlayın başlangıçta. Yani ilk baştaki sorularınız, anladığı sanısını uyandırmak için kolay olsun. Becerdikçe soruları zorlaştırırsınız. Masa başında oturmayı öğrendiğine göre, “Hayret ediyorum, çok kısa zamanda öğrendin, seni tebrik ederim. Şimdi de ödülü artık soruları bilme sayına göre vereceğiz” deyip, ödülü bu çalışmaya kaydırın. Bu arada sosyal ödülü de katalım. Siz sosyal ödül olarak neleri öğretiyorsunuz?
– Aferin deyip, başını okşuyorum.
– Şimdi de, özellikle dersin dışında çocuğunuzun başını okşayıp, aferin dediğinizde ne yaşadığına dikkat edin. Eğer bir memnuniyet yaşıyorsa, yani ona tıpkı bir maddi ödül verdiğinizde yaşadıklarını yaşıyorsa; sosyal ödül yerine oturmuş demektir. Bunu da ileride kullanabilirsiniz.

ONBEŞ GÜN SONRA:
– Geçen hafta annem rahatsızlandığı için gelemedim. Fakat, son 15 günü değerlendirirsem; son söylediklerinizi tam uygulama fırsatı bulamadığım halde, ders çalışma alışkanlığı epeyce yerine oturdu diyebilirim. Masasına oturuyor ve saati de karşısına koyup 20 dakika ders, 10 dakika istirahat uygulamasını yapıyor. Yalnız son 2 gündür, hasta olan annem ile çok ilgilenmek zorunda kaldığım için, kızımın bazı şeyleri yapmasını kendisine sözlü olarak ilettim. Yani konuşmamam gerektiği halde konuştum. Sanırım bu yüzden, kızım 2 gündür eski davranışlarını, arada sergiliyor.
– Çok güzel; artık yanlışlarınızı da görebiliyorsunuz. Bir de şunu söylemeliyim; eğer çocuktan çok şey isterseniz, öğrenme kapasitesini aşmışsanız; öğrenemez. Yeni şeyler öğrenmek bir yana öğrendiklerini de kullanamamaya başlayabilir. Bu nedenle, tek bir davranışla uğraşın. Şartları hazırlayın ve alışkanlık kazanacak kadar da zaman tanıyın. Eğer birçok şey istiyorsanız ve çocuk da bunları yapamıyorsa, bu durumda çocuk iki şey yapar; ya annem haklı deyip, kendisine çatar, kendini suçlar ve çöker, ya da size çatar, sizi suçlar. Böylece de kendisini korur. Bana sorarsanız, size çatması daha iyi. Böylece, özgüvenini yitirmez. Sanıyorum son 2 günde siz kızınıza şartları hazırlamadan, eskisi gibi eksiklerini saymaya başlamanız karşısında, o da özgüvenini korumak için belli bir tavır takındı.
Unutmayın; eksikleri söylemek, düzeltmeye götürmüyor.

BİR HAFTA SONRA:
– Ders çalışmayı başardığı için; artık, puanlamayı okuduğunu anlayıp, anlamadığına kaydırdık. Fena değil, çaba gösteriyor. Artık dersi çok zor değilse, yanında oturmamı da istemiyor. Ayrıca, bizler de çocuğun hep olumsuz yanlarını yakaladığımızı farkettik, sanki çocuğumuzun hiç olumlu bir davranışı yok gibi. Eski olumsuz haline 10 dersek, bugün 2’ye indi diyebilirim. Geçen hafta bir de şöyle bir şey oldu. Okuldan geldiğinde; üzerinden çıkarttıklarını, asmasını istediğim halde asmıyordu. Bunu öğretmeye karar verdim. Eğer her gün geldiğinde üzerinden çıkarttıklarını asarsa, artı puan ve bir haftada 5 artı puan alırsa, hafta sonu kendisini bir yere götürmede anlaştık. Ertesi gün okuldan geldiğinde, haydi kızım üzerinden çıkarttıklarını as dediğimde, verdiği cevap “Ama anne ben asmasını bilmiyorum ki” oldu. Anladım ki çocuklarımızdan, öğretmediğimiz şeyleri de istiyoruz farkında olmadan. Sonra da yapamadıklarında suçluyoruz, kötü sıfatlar veriyoruz.
– Yalnız, bu uygulamada bir boşluk var: O da şu; zaman konmamış. Yani; eve geldikten sonra kaç dakika içinde üzerindekileri çıkarıp, asacak? Bu, belli değil. Zaman konması, arada çıkacak bir tartışmayı önleme bakımından çok önemli. Bir gün “Hala üzerindekileri çıkartıp asmadın.” dediğinizde; “Aman anne, hep söylenip duruyorsun, birazdan asacağım işte.” diyebilir; örnek olarak…
O zaman; eve gidince bu uygulamayı zaman koyarak yapın.
Bu çalışmada, şimdiye kadar neleri başardık diye bakarsak; demek ki kızınız artık ders çalışıyor ve anlayarak çalışıyor, bir de hiç uğraşmadığımız halde evde bir huzur ortamı oluştu ve çocuğun kendine de güven geldi.
Tebrikler.

16. Uygulama

Her şeyi ağlayarak isteyen, isteği yapılmadığı sürece ağlamasını sürdüren çocuğa düzgün konuşma alışkanlığının kazandırılması…
– Benim oğlum 5 yaşında ve kendisine söz geçiremiyorum. Birşey söylediğimde bana bağırıyor.
– Oğlunuzla bugün sorun yaşadınız mı?
– Buraya gelmeden önce oldu. Ayakkabı alacaktık. Beğendiği ayakkabının sadece 2 numara büyüğü kalmıştı. İlla onu alacağım diye tutturdu. Mümkün olmadığını söyledim. Kötü anne diye bana saldırmaya başladı. Seni sevmeyeceğim, babam da seni sevmesin. Bunlar dükkanın içinde oluyor. Onu çekip, dışarıya çıkarttım. Dışarıda yaklaşık 15 dakika ağladı. Daha sonra yürürken, 4-5 apartman kapısında durduk, konuştuk, ikna etmeye çalıştım, fakat başarılı olamadım, ağlaması sürdü. O kadar bunalmıştım ki, daha sonra istenenle hiç ilgisi olmayan, garip bir ayakkabı aldım.

– Başka bir olay oldu mu?

– Oradan yuvaya gittik. Kendisini orada bırakacağımı ve servisle eve döneceğini söyledim. Buna da itiraz etti ve kalmayacağını söyledi. Beraber eve döndük, evde dağıttıklarını toplamasını söyledim. Toplamadı. Ben de video’yu açtım ve ne halin varsa gör deyip, kapıyı çekip, çıktım.

– Çocuğunuz sizden ayakkabı istedi almadınız. Daha sonra gene uygunsuz bir ayakkabı istedi, bu sefer aldınız. Sizin azarlayıp dövmeniz ödül mü ceza mı belli değil. Hiç bir insanı, hatta hiç bir canlıyı; ödül olan şeylerin cezaya, ceza olan bazı şeylerin ödüle dönişmesi kadar kötü etkilemez.
Toparlarsak; önce konuşma bitecek. Sonra da çocuktan ne istediğimizi net bir şekilde dile getirmeliyiz; yani, çocuğun anlayacağı seviyede, açık bir konuşmayla. Buna operasyonel tanım diyoruz. Bunu yapmazsanız; neyin ödül, neyin ceza olduğu bilinmez. Bu durumda da davranış değişmesi gerçekleşmez.
Şimdi sizden, önümüzdeki hafta için şunu isteyeceğim: Çocuğunuza, eğer ağlayarak birşey isterse veya konuşursa; kendisini duymayacağınızı ve dediğini yapmayacağınızı söyleyin.
HAFTAYA GÖRÜŞELİM:

– Sizin söylediklerinizi çocuğuma aktardım. Geçen hafta olanları yazdım İsterseniz okuyayım.
– Çok iyi olur.
– Çarşamba günü birşey söyledim, sözümü dinlemedi ve bana ters cevap verdi. Kötü anne zalim anne, sen beni sevmiyorsun dedi. Ben de bir daha böyle konuşursan kulağını çekeceğim dedim.
– Bana kalırsa, bu son sözü söylemeseydiniz. Konuşmanın, bu güne kadar bir işe yaramadığını gördüğünüze göre artık terkedin. Anne söyleme diyor, çocuk söylemeye devam ediyor. Anne konuşuyor, kulak çekeceğini söylüyor ve yapmıyor… Anne sözünün bir değeri kalmıyor böylece…
Ayrıca kulağını çekseniz ne olacak, öğrenme ilkelerine göre davranmadıkça?
Ve de öğrenme ilkelerine uynca dövsek de sevsek de kesinlikle öğreteceğimize göre, neden dövelim ve cezalandıralım?
– Perşembe günü, 2 saat hamburgerciye gidelim diye tutturdu, ağladı. Ben kendisine gidemiyeceğimizi, ancak baba erken gelirse, gidebileceğimizi söyledim. Gene ağlamaya başladı. Ben ilgilenmedim.
– Konuştunuz mu?
– Hayır, konuşmadım ve kendime evde yapacak iş çıkarttım. 2 saat ağladı ve söylendi. Cuma günü beni yatağına çağırdı, ben gelemeyeceğimi, isterse kendisinin benim yanıma gelebileceğini söyledim. Gene ağlamaya başladı. Bu defa yarım saat sürdü. Dün sabah da giyeceği kıyafet yüzünden sorun çıktı, gene ağladı, ilgilenmedim. Bu defa da yirmi dakika sürdü.
– Burada dikkat ederseniz iki sebepten ötürü ağlama var. Birincisi, isterken ağlamak, ikincisi dediği yapılmayınca ağlamak. Bu ikisi aynı olay değil. Sizin söylediğinize göre; birincide iki saat, ikincide yarım saat, üçüncüde yirmi dakika ağlamış. Buna göre ağlamada azalma var. Fakat, daha da hızlı düşebilir, hatta bitebilirdi de, eğer siz konuşmamış olsaydınız. Çünkü konuşmak ödüldür. Yanlış davranışı ödüllendirmezseniz, değiştirmek çok kolaydır. Hatta kendliğinden yok olur gider.
Şimdi; sizden önümüzdeki hafta da duymamaya ve konuşmamaya devam etmenizi istiyorum. ‘Ağladığın sürece seni duymayacağım ve cevap vermeyeceğim’ cümlesini hiç değiştirmeden, bozuk plak gibi ve 3-4 defadan fazla olmamak şartıyla söyleyin.
– Bir keresinde ağlamayacağım söz ama, hamburgerciye gidelim dedi.
– Eğer; bir daha böyle söylerse, sadece bir defaya mahsus olmak üzere saati gösterin ve belli bir süre koyun. Bu süre içinde ağlamaz, uslu oturursan götürürüm deyin. Fakat bunu fazla yaparsanız, bu sefer ağlar, ağlar ve sonra ardından “Sustum anne, saat ne kadar söyle bana bekliyeyim.” der ve bunu alışkanlık haline getirir. Size biraz evvel söylediklerimi uygulamaya devam edin, haftaya görüşelim.

BİR HAFTA SONRA:
– Geçen hafta TV seyretmek için 20 dakika kadar ağladı. Geç oldu diye izin vermedik. Ağlaya, ağlaya uyudu. Kısa kollu tişort giymek istedi. Ben hava soğuk diye izin vermedim. 20 dakika kadar ağladı ve sonra gitti, uzun kol tişortunu giydi. Oyuncak istedi, babası almadı. 10 dakika ağladı ve sustu. Sokakta giydiği bluejean’i evde de giymek istedi, kendisine evde eşortmanla oturabileceğini söyledim. Bunun üzerine evde giymek üzere bir bluejean almaya karar verdik ve sorun yaşamadık. Bana göre bu hafta, geçen haftaya göre daha iyi.
– Gördüğüm kadarıyla, bu hafta 3-4 olay yaşamışsınız ve ağlama da 10 dakikaya inmiş. Son olayda ise ağlama yok. Eskiden haftada kaç ağlama olayı oluyordu?
– En az 15 tane.
– Demek ki olay sayısında da azalma var. Bir hafta daha böyle devam edelim. Bakalım başka değişiklikler yaşayacak mısınız?

BİR HAFTA SONRA:
– Geçtiğimiz hafta inanılmaz ölçüde değişme oldu. Ağlama, sızlama bitti. Tek ve son bir olay yaşandı. Ağlayarak birşey istedi. Seni duymayacağım dedim. Anında bana vurmaya başladı, sonra içeri gitti ve biraz sonra geldi. “Anne; tamam, ağlamayacağım, söz” dedi.
– Eğer siz “Anneye, babaya vurulur mu, eller kırılır, vs.” deseydiniz, bu sözler onun için ödül olacaktı. Ama siz aldırmadığınız için ödül gelmedi ve bitti. Ayrıca size vurmadığı zaman “Anneye vurulmaz” derseniz, işte o zaman değer olarak yerleşir. Siz şimdi yaşadıklarınıza bakarak, ağlama sorunu bitti der misiniz?
– Bundan sonra aynı davranışı tekrarlasa bile, ben bu uygulamayı sürdüreceğime göre hiç önemli değil.

17. Uygulama

Anneye ve arkadaşlara vurma alışkanlığını bıraktırma…
– Benim oğlum, bana vuruyor. Kendisini severken bile benim canımı yakıyor.
– Önümüzdeki hafta, size her vurduğunda bir kağıda not alın ve yanına da vuruş nedenini yazın. Getireceğiniz bilgilere göre bir program oluşturalım.
BİR HAFTA SONRA:
– Babasına telefon etti, babası da şu anda meşgulüm dedi ve kapattı. Oğlum yeniden aramak istedi, ben izin vermedim. O da bana vurdu. İkinci olay, banyo yapmak istedi. Vaktin geç olduğunu, onun için banyo yaptıramıyacağımı söyledim. Sonra baktım, gitmiş küvete sıcak su dolduruyor. Benden izinsiz bir daha sakın yapma dedim. Sonra mutfağa gittim. Yanıma geldi ve bana pis anne diyerek vurdu. Bazen de, ben onunla oynarken, dirseklerini bana bastırarak, canımı acıtıyor. “Canım acıyor” dediğimde “Zaten acısın diye yapıyorum” diye cevaplıyor. O zaman “Ben de sana böyle yapsam” dediğimde, “Yap da görelim” diyor.
– Hala çocuğunuzun anlayışla değişeceğini var sayıyorsunuz. Bundan ötesini dinlemem artık. Ayrıca, bu konuşmalar çocuk için ödüldür. Çünkü, annesiyle sohbet imkanı doğmuştur. Haftaya da somut olayları yazarak, bize gelin, üzerinde konuşalım.

BİR HAFTA SONRA
– Geçen hafta okulda arkadaşlarıyla sırabaşı olma kavgası yapmış ve arkadaşının karnına çok kuvvetli bir yumruk vurmuş. Bunu öğretmeni anlattı. Başka bir olay; kızkardeşimin 2,5 yaşında bir çocuğu var. Onu öldürmek istiyor ve öldürmek için planlar yapıyor.
– Plan yaptığını nereden anladınız?
– Bıçağı alacağım, gırtlağını keseceğim ve onu toprağa gömeceğim diyor. Karateci taklidi yaparak, ben öldürücüyüm diyor. Geçen akşam, şiddet içermeyen iki tane çizgi film seyrediyorduk, canımı yakacak kadar kuvvetle, dirseği ile bacağıma bastırdı. Yalnız şu dikkatimi çekti. Bana kızdığı için vurduğunda çok hafif vuruyor, ama kendini kontrol edemediği zamanlar bütün gücüyle vuruyor. Evvelki gün karate yaparak geldi ve çok kuvvetle boğazımı sıktı. Öğretmeni ile konuştum, her gün en az 2-3 arkadaşına vuruyormuş.
– Bence biraz daha olay toplayalım. Bir de çocuğunuz vurduğunda çevresindekiler; yani siz ve diğerleri ne yapıyor? Buna da dikkat edin. Ayrıca, önümüzdeki hafta şöyle konuşun; eğer bana vurursan, bir süre senin yanında bulunmayacağım, seni dinlemiyeceğim, hiçbir dediğini yapmıyacağım; yani ben yokum. Bu ilgisiz kalacağı süreyi de zamana bağlayın ve bunu ona bildirin. Örneğin; 15 dakika konuşmayacağım diye içinizden karar vermişseniz ve bunu çocuğunuza söylememişseniz, çocuğunuz size gelip, anne diye asılabilir ve siz de 15 dakika doldu diye konuşmuşsanız, çocuk anne diye asılmanın ödüllendirildiğini sanır. Bu ödülün oluşmaması için, konuşmayacağınız süreyi saate bağlayın ve bunu da kendisine söyleyin ve ilişkiyi kesin. Ayrıca burada 3 tür davranışı ayırt etmemiz gerekiyor. Birincisi; okuldaki arkadaşlarıyla olan problemleri çözmek için repertuarında eksiklik var. Problemi çözmek için yol bilmiyor. Burada, artık ödül-cezanın dışında bir de problemini çözecek uyumlu yolu öğretmek gerekecek. Bu davranışı, size yaptığı davranışlardan ayrı görmemiz lazım. Diğerleri ise şunlar; çocuğunuzun kızdığı zaman vurması başka, kızdığı kimseye aradan zaman geçtikten sonra planlı olarak zarar vermesi başka. Bir de şunu söyliyeyim, eğer ödül-ceza ile davranışları değiştirildikten sonra repertuar eksikliği giderilmezse çocuğunuz yaşamda çok yıpranır.
– Geçen gün öğretmeni anlattı. Bir okul arkadaşı oğluma tükürmüş, benimki de elini kaldırmış, fakat vurmamış ve gidip, öğretmenine şikayet etmiş.
– Bakın bu çok önemli. Çocuğunuz öğrenmeye niyetli. Kendini frenliyor ve gidip öğretmenine söylüyor. Bunların hepsi bir kalite işareti. Anlattığınıza göre, repertuar eksikliği sorununu, başka öğrencileri model alarak çözme yoluna girmiş. Artık ne yapacağını biliyor. İsterseniz; planlı zarar verme ile uğraşmayı, ileride ele alalım. Önce çocuğunuzun size vurmasını üzerinde duralım.
Şimdi; önümüzdeki hafta yapacaklarınızı bir toparlayalım:
a) Oğlunuzu istediğiniz kalıba dökmüyorsunuz, amacınız onu yetiştirmek, başarılı hale gelmesine yardımcı olmak, konuşurken bunu belirtin. Ve siz de unutmayın.
b) Oğlunuzun öğrenmesinden memnun olduğunuzu belirtin, kendisine güven kazansın.
c) Şimdi; kötü bir alışkanlık olan vurma alışkanlığını bıraktırmak için; şu kuralı koyalım: Şöyle konuşun: “Bana vurmayacaksın, eğer vurursan,15 dakika senin yanında bulunmayacağım. (Bunu söylediğinizde, saati gösterin), seni dinlemiyeceğim, hiçbir dediğini yapmayacağım. Yani ben yokum. ” Eğer 15 dakika içinde tekrar vurursa, vurduğu andan itibaren yeniden 15 dakika başlatın ve geçen zamanı silin.
d) Ceza verirken, kızdığınız için vermiyorsunuz cezayı. Eğer ceza verirseniz, çok üzülerek, verdiğinizi belli edin.
e) Anaokulundan da biraz sözedin ve şöyle deyin; “Sen çok iyi öğrenen bir çocuksun ve sanıyorum, anaokulunda da vurmamaya başlayacaksın. Geçen sefer okulda biri sana tükürmüş, sen vurmayıp öğretmene gitmişsin. Aferin oğlum.”
BİR HAFTA SONRA:
– Geçen hafta söylediklerinizi aynen uyguladım. Bana 3 defa vurdu. Üçünde de dediğiniz gibi davrandım. Hiç taviz vermedim. Son 4 günde vurma olayı hiç olmadı. Öğretmeni ile konuştum, geçtiğimiz hafta okulda arkadaşlarına da hiç vurmamış.
– Sanırım, işler yoluna giriyor. Önümüzdeki hafta gene aynen devam edelim.
BİR HAFTA SONRA:
– Vurma olayı bu hafta hiç olmadı. Öğretmeniyle konuştum. Okulda da hiç kimseye vurmamış.
– Öyleyse bu sorun da bitti diyebiliriz. Sonuçta hem sizi, hem çocuğunuzu başarılarınızdan dolayı tebrik ederim.

18. Uygulama

Çocuğunun, ne derse hayır demesinden şikayet eden bir annayle önce sorun tanımlandı ve çocuğuna belirlenen yerde oynama alışkanlığı kazandırıldı.
– Benim çocuğum, ne dersem aksini yapıyor ve söylüyor. Söz dinlemiyor. Kazara dinlediğinde de şımarık bir ifadeyle “Peki anneciğim” diyor. Cevapları “Çok konuştun.”, “Tamam, duydum.” şeklinde.
– Şimdi, sizden istediğim; olabildiğince çeşitli olay tesbit edin. Somut örnekler istiyoruz. Haftaya görüşelim.

BİR HAFTA SONRA:
-Geçen hafta izledim. Hiçbir şeye evet demiyor, herşeye hayır diyor.
– Geçen hafta da bu kadarını söylemiştiniz… Sizin bu anlatımınızla, hiçbir şey yapılamaz: “Hep söylüyorum, hiç birini yapmıyor,” Ne demek bu?
Siz çocuktan bir yığın şey istiyorsunuz. Belki de yapamayacağı ve öğretmediğiniz şeyleri yapmasını istiyorsunuz. Çocuğunuz “Bana bunları öğretmedin ki; nasıl istersin?” diyecek ölçüde sorunu açık göremediği için bu tür tepkiler veriyor.
Belki de ilginizi bu yolla üzerinde tutmaya çalışıyor. Sizinle çekişiyor, nasihatlarınızı dinliyor ama böylece de sizinle ilişki içinde olmayı sürdürüyor.
Ya da yalnızca çekişmeyi alışkanlık haline getirdiniz.
Belki de kızıyor size…
Belki de öğrenmesi gereken bir değil, bir çok şey…

Daha başka nedenler de sayabilirim.
Bu nedenle, çocuğunuzun bu hafta da hiç evet demediği bilgisiyle çalışmamızı yönlendiremeyiz.
Çocuğunuzun öğrenmesi gerekenler birden fazlaysa (ki çoğunlukla böyledir) bunların hepsini birden, aynı anda öğretemeyiz.
Eğer siz bize bir liste getirebilseydiniz ve biz de buradan neleri istediğinizde hayır dediğini görebilseydik… Bunlar içerisinde en önemlisini seçip, onunla uğrabilirdik.
Söz dinlememe, bize tek bir olay gibi görünüyor; ama böyle yapmakla problemi yanlış ortaya koymuş oluyoruz.
Acele etmeyin. Eğer evinizdeki bir çiçeğin büyümesini istiyorsanız, tepesinden çekemezsiniz. Şartları hazırlarsınız; yani su verirsiniz, gübre koyarsınız, dibini çapalarsınız ve o KENDİ büyür.
Şartları hazırlayın, çocuğunuzda değişir. Başka şeyler yapmanız, nasihatlar vermeniz, açıklamalar yapmanız gerekmez.
– O zaman; oyuncaklarıyla, koridor ve mutfakta taşların üzerinde oynamasını istemiyorum. Çünkü üşüyüp, hasta oluyor. Bu problemle uğraşalım. Odasında ve salonda oynayabilir.
– Önce “Oğlum, sen çok akıllı bir çocuksun, sana birşey öğretmek istiyorum ve öğreneceğine de inanıyorum. Ayrıca ben de sana öğrenmende yardımcı olacağım” deyin. Çocuğa kötü de konuşsanız, azarlasanız veya dövseniz de çocuk öğrenir. Ama ne varki; çocuğa kendine güvenini kazandırmak ve bir de aradaki ilişkiyi güzel tutmak gerek.
Dövseniz de sevseniz de, suçlasanız da, öğseniz de öğrenmesi üzerinde etkisi olmayacağına göre; neden kötü davranalım? Çocuk ve bizim çocuğumuz…
“Sen şöyle kötü çocuksun vs.” desem aşağılık duygusu kazandırırım ona. Hem öğrenmesi üzerinde etkisi olmayacak, hem de çocuğum kendisine güveni olmayan biri olarak büyüyecek…
Öğrenemiyor diye arada bir döversem, cezalandırırsam; bazı durumlarda (öğretilecek şey kolaysa) bu öğrenmeyi hızlandıracaktır ama (öğrenilecek şey zorsa öğrenmeyi engeller); aramız da bozulacaktır. Olumsuz duygular yaşanmaya başlayacaktır…
Bu nedenlerle; çocukta güven duygusu yaratmak ve arada dostça bir ilişki kurulmasını sağlamak için, cezalandırmalardan ve suçlamalardan olabildiğince kaçınmalıyız.
İşte bu nedenlerden dolayı böyle bir konuşmayla işe başlıyoruz.
İkinci olarak; ne istiyorsanız isteğinizin, yanlış anlaşılmasını olanaksız kılacak kadar açık bir tanımını yapın. Yani “Ben sana, bunu yapma demedim mi!” dediğimde “Ama yaptım.” deyemesin.
Eğer ben karşımdakini bilgilendirmeden değiştirmek istiyorsam, onunla böyle bir tanım yapmama gerek yok. Sadece kendi kafamda böyle bir tanım yapmam yeterli. Yeterli ve gerekli… Mesela, karşımdakine, sigarayı bıraktırmak, ya da az içmesini sağlamak istiyorum. Her sigarayı yaktığında, başına bela olacak birşey yapsam, sorun çıkartmayı becerebilsem, onu rahatsız edebilsem; içtiği sigarayı azaltabilir. Bunu sağlamak için de yaptığım açık tanımı ona söylemem gerekli değil. İstediğimin net tanımının benim kafamda olması yeterli.
Üçüncü olarak da; başardığında vereceğiniz ödülü kararlaştırın. Eğer bunlar her başarıdan sonra verilecek küçük ödüller ise geciktirmeden verin. Büyük ödüllerde çetele metodu kullanın. Başarısız olduğu zamanlarda eksi verdiğinizde aşağılık duygusu kazandırmamak için, şöyle konuşabilirsiniz: “Öğrenme sırasında herkes yanlış yapar; hiç kimse düşmeden yürümeyi su yutmadan yüzmeyi öğrenemez. Bu nedenle, arada yanlışlar yapacaksın; kaçınılmaz bu. Ama başaracağından eminim.” Bir de ödülü verdikten sonra “Aferin çocuğum” deyip, başını okşayın, ya da buna benzer bir şey yapın… Yaşamında sosyal ödül kazandırmanız da çok önemli biliyorsunuz..

BİR HAFTA SONRA:
– Sizin geçen hafta söylediklerinizi aynen uyguladım. Olumsuz davranışlar ve konuşmalar büyük oranda azaldı. Yani %30’a geriledi diyebilirim.
– O zaman; bu uygulamaya devam edin. Tecrübelerime dayanarak konuşuyorum; kısa bir süre sonra tamamı yok olacak… Bu uygulamayla bir haftada %70 azaldığını gördünüz. Devam edin tamamı bitecek.
19. Uygulama
Bir giyinme ve yeme sorununun çözülmesi örneği…
– Benim oğlum, sabahları yuvaya gidiyor. Fakat, giyeceklerinin seçimi sorun oluyor. Yuvada resim yapıyorlar, yemek yiyor, akşam geldiğinde elbiseleri berbat olduğu halde, ertesi gün de aynılarını giymek istiyor, yeni bir şey giyeceği zaman da kendi seçmek istiyor. Ayrıca kahvaltıda sorun oluyor, kahvaltısını bitirmiyor.
– Akşam geldiğinde; kirli elbiselerini çamaşır sepetine atın. Sabahleyin giyeceği pantolonunu siz seçin, üst kısmının seçimini ona bırakın. Fakat bu seçimi, ancak kahvaltısını bitirdikten sonra yapabileceğini söyleyin.

BİR HAFTA SONRA:
– Geçen hafta kararlaştırdığımız gibi, kendisiyle konuştum. Elbisenin hem altını, hem de üstünü seçmek istedi, kabul etmedim. Sonunda anlaştık. Bu uygulamayla benim oğlum, hayatında ilk kez masadan hiç kalkmadan kahvaltısını bitirdi, sonra da giyindi. Sadece bu sabah aksadı. Hem alt, hem üst giyimi kendi seçmek istedi. Ben de kabul ettim. Fakat, hiç olmayacak bir şeyi seçti. Bu sefer aramızda pazarlık başladı. Kendi dediği olmazsa kahvaltı etmeyeceğini söyledi.
– Konuşmanızla, söylediğinizi uygulamamanızla ve pazarlık yapmanızla eski alışkanlığını geri getirdiniz. O alıştığı şey; hemen geri dönecektir. Bizim ısrarla istediğimiz, konuşmanın bitmesi. Sadece; oğlunuzla ilk başta aldığınız kararı hatırlatmak için konuşabilirsiniz. O an yapılmakta olan, karadan koparılarak konuşulamaz… Sonra ne oldu?
– Ben ağırlığımı koydum ve bunu giyeceksin, dedim ve giydirdim. Sonra kahvaltı ettik.
– Konuşmayı kesin ve koyduğunuz kuralı siz bozmayın. Bozarsa; sinirlenmeyin, bağırmayın, suçlamayın. Yalnızca daha önce söylemiş olduğunuz şeyi yapın. Ama yeniden demeliyim: Kuralı siz bozmayın. Kahvaltıyı sonraya almakla, seçme fırsatı tanımanızla siz kurallara uymadınız. Değişmeyin. Kuralınızı net koyun ve uygulayın. Peki, şimdi kuralınız ne olacak? Onu konuşalım.
– Gene eski uygulamaya döneceğim.

BİR HAFTA SONRA:
– Geçen hafta söylediklerinize uygun şekilde davrandım. Giyim sorunu çözüldü. Kahvaltı etme işi tam istediğim gibi, hiç aksamadan yürüyor. Sorun kalmadı.