Giacometti

1.  Giacometti’nin dili: Sanatını yönlendiren kavramlar…

Bunlar Giacometti’nın ürettikleri.

 Gia1Gia2Gia3Gia4

 

 

 

 

 

 

 

‘Ne anlatıyor bunlar?’ diye sorsam.

Benim üstümdeki etkisi diye konuşmaya başlasa karşımdaki…  

Bu durumda bir şeyler söylemeye başlayan için, sanat eseri bir şey anlatmaz. Bu görüşte olanlara göre bir şeyler anlamak, öğrenmek için bakılmaz sanat eserine. Önemli olan bizim üzerimizdeki etkisidir; o kadar… Bu nedenle değerlendirirken; bizde uyandırdığı düşünceleri, duyguları, hayalleri anlattık mı, gereken yapılmış demektir.

Onlar için tıpkı ayna gibidir sanat ürünü: Sanatçının yaptığı, onda kendimizi izlememize fırsat veren bir araçtır. O kadar…

Ama kişinin sanatı aracılığıyla anlatmak istediği bir şeyler olduğunu, bu amaçla ürün verdiğini düşünürsek tavrımız çok farklı olacaktır:

Bu durumda, konuşmaya başlamadan önce sanatçının dilini araştırmaya başlarız..

Kurgusal bir örnekle anlamayı deneyeceğim:

Bir yerde bir işaretle karşılaştığımızı düşünün. Ama bu işaretin çeşitli kültür çevrelerinde farklı anlamlara geldiğini biliyoruz ve de bu işaretin bize neyi anlatmak için yapıldığını bilmek istiyoruz; bu durumda ilk yapacağım şey, bu işaretin hangi kültür çevresine ait oluğunu ve orada ne anlama geldiğini araştırmak olacaktır.

Ben de yazımın başında söyleyeyim: Giacometti Egzistansilizmin kavramlarıyla sanatını kurdu: Onun dili egzistansiyalistlerin oluşturduğu akımın dilidir.

Bu nedenle Giacometti’yi yorumlarken ilk işim, onun eserini Egzistansiyalistlerin kavramlarıyla anlamaya çalışmamın doğru bir yol olduğunu kanıtlamak olmalı.

2. Giacometti’yi anlamak için Egzistansiyalizmin, Egzistansiyalizmi anlamak için de Fenomenoloji Metodunun dilini öğrenmek gerekiyor.

Sartre 1948 yılında “Mutlağın Peşinde” diye bir yazı yazdı.

Bu yazısında, Giacometti’den önce “heykeltraşların üçbin yıl” “yalnızca kadavranlarla uğraşmış” olduğunu söyledi.

Kısacası canlı gerçeklik Giacometti’yle sanat dünyasına girebilmişti.  Ve de bu gerçeklik,mutlak bir gerçeklikti… Yani eserlerindeki gerçekliğin  gerçekliği, başka hiçbir şeyin sonucu değildi: Her şeyden bağımsız olarak gerçekti

Gariptir ama kültür alanında da modalar vardır: Her moda, bulduğu değerleri sunmaz yalnızca. Bir önceki dönemde kullanılan değerlerin değersiz olduğunu da kanıtlamaya çalışır. Bu nedenle kültür tarihi tespih taneleri gibi dizilir. Bir gölü oluşturan ırmakların akıp, bir yerde toplanması gibi toplanmaz.

Ve o yıllarda da (50’li yıllarda) Egzistansiyalizm ve Sartre modaydı.

Sartre’nin bu yorumundan sonra Giacometti birden  herkesin tanıdığı ünlü bir sanatçı oluverdi.

Ve Sartre bu tespitinde haklıydı: Giocametti Egzistansiyalist bir sanatçıdır.

Egzistansiyalistler fenomenolojistlerin metodunu kullanarak insanı anlamaya çalışmışlardı.

Bu nedenle Gizcometti’yi anlamak için egzistansiyalizmi anlamak, egzistansiyalizmi anlamak için fenomenoloji metodunu anlamak şart oluyor.

 

3. Fenomenolojistler: Sürüyle metafizik görüş var. Yenileri de üretilebilir. Bunların hiç birini ne çürütebiliyoruz ne de kanıtlayabiliyoruz.  Bu nedenle felsefede metafizik araştırmaları dışlayacak bir metot bulmak gerekiyor’ diye düşündüler.

 

Fenomenoloji metodunun (metodun yaratıcısı Husserl’dır) amacı felsefeyi metafizikten kurtarmaktı.

Metafizikten kurtulmak gerekiyordu, çünkü metafizik düşüncelerin işe karıştığı her durumda çözümsüz tartışmalar başlıyordu.

Örnek olarak yolda yürümekte olan şu sahipsiz köpek… Bu köpek  üzerine konuşan birkaç metafizik görüşü sıralayalım:

  1. Dünya algıdan ibarettir: bu köpek algısı yaşantısına neden olan bir başka “gerçek köpek” yoktur. Ama günlük sanılarıyla yaşayan herkese göre; köpeği görmekteysek, onu görmemize neden olan bir gerçek köpek de vardır. Köpek algımız, o gerçek  köpeğin bizim üzerimizdeki etkisi sonucu oluşmuştur.
  2. Bu köpekte gereç olan tek şey köpek idesidir: Köpeğin zayıf, siyah, yatıyor, …..  olması gerçek değildir. Bu köpek yok olduğunda onunla birlikte yok olacak bu şeylere gerçek demek yanlıştır. Buna karşılık bu köpeği köpek yapan nitelikleri hep vardı, bu köpek öldüğünde de var olmaya devam edecektir. Köpekleri köpek yapan nitelikler (köpek tanımı) köpeklerle yok olmayacaktır. Bu nedenle  bu nitelikler algı dünyasında değildir; düşüncedir onlar. Gerçekleri var eden tür düşünceleridir.
  3. Gerçek dediğimiz şeyler bir düşün parçalarıdır aslında: Tanrının gördüğü düşün parçalarıdır. Her birimiz tanırının düşünün bir parçasını algılamaktayız.
  4. Bu köpek aslında bir maddedir. Maddi olmayan şeylere varlık denemez: Köpek ideası (köpek düşüncesi)  etkisiz düşünce ve hayalleridir yalnızca.  Madde olarak köpek var olduğundan köpek ideası da var olabilmiştir.
  5. Bütün var olanlar tanırının yarattığı şeylerdir. Bu köpek de tanrının yaratısı olduğundan gerçektir.Yenilerini sırlamaya  gerek yok; şurası bir gerçek: Bu görüşlerin hiçbiri ne çürütülebilir ve ne de doğruluğu kanıtlanabilir; yanlışlarının ayıklanması olanaksız olduğundan.Bu nedenle fenomenolojistlere göre felsefenin metafizikten kurtulması gerekiyordu.

4. Tartışılmaz sonuçlara ulaşmak istiyorsak çalışmalarımız fenomenlerden üretilmeli.

Dünyayı metafiziksiz görmek için, önümüzdeki köpeğe bakarken ne doğruluğu ne de yanlışlığı kanıtlanamayan tüm metafizik görüşleri çalışmamızın dışında tutmalıydık; yanlış diye değil, gereksiz tartışmalardan kaçınmak için.

Bu ayıklamadan sonra  (Hussel “redüksiyon” diyor bu işleme) görmekte olduğum köpekte, görülen hiçbir şey eksilmemiştir. Köpek gene karşımda durmaktadır. Ama “gerçek değil” diye dışlanacak,  tartışma başlatılacak her şey ayıklanmıştır.

Bir örnekle konuşmayı sürdürürsek:

Önümde duran köpeğin ruh mu, madde mi, algı mı, düş mü;ebedi mi, geçici mi …… olduğuyla ilgili tartışma konusu olacak düşünceleri bir kenara (yanlış olduğu için değil, yalnızca metot gereği) bırakırsam köpek gerçekliğinden hiçbir şey kaybetmeyecektir: Gene orada, karşımda durmaktadır.

Ama bir şey başarıldı bu redüksiyon işlemiyle: Artık görmekte olduğum köpekte  hiçbir şeyi  tartışma konusu yapamam ve ondan kuşku duyamam.

Husserl, metafizikten arınmış bu algıya “fenomen” diyor.

Şunun altını yeniden çizmeliyim:

Fenomendeki hiçbir unsurun gerçekliği konusunda kuşku duyamayız: ret edemeyeceğimiz tarzda karşımızdadır: Görmekteyiz.

Anlaşılmıştır; bu nedenle hiçbir bilgi fenomenle çelişemez ve de her türlü bilgi fenomenden üretilmelidir: söylediklerimle sonu gelmez tartışmaları başlatmak istemiyorsam.

5. Fenomenolojinin amacı fenomenlerin özlerine (essence’lere) ulaşmaktır.

 

Öze ulaşmak için bir örnek fenomen alacağız ilkin.

Bu önümüzdeki köpek; herhangi başka bir köpek,  ya da hayalimizdeki bir köpek olabilir. Bu, fark etmiyor.

Çalışmak için ele aldığımız örnek köpek fenomeninde hayalimizde değişmeler yapacağız. Yaptığımız değişiklikler sonucuna “köpek” diyemiyorsak, onları ayıklayacağız: araştırma dışında tutacağız.  Buna karşılık, değişikliklere karşın, hala  köpek diyebildiklerimizi toplayacağız.

Bu “köpek” diyebileceğim hayaller bütünü içinde, gerçekte hiç rastlanamayan hayaller olsa bile onları da çalışmamız sırasında kullanacağız.

Son adım: “köpek” diyebileceğimiz hayallerdeki ortak yanı tasvir edeceğiz. İşte bu tasvire Husserl “köpeğin essence’i” (özü) diyor.

 

Köpek essnce’i; köpek dediğim her şeye,” köpek” dememe  neden olan bir temeldir. Aynı şeyi genelleyerek söyleyecek olursam: Özler her şeyi algılamanın ve buna bağlı olarak tüm bilgilerin,  başka hiç bir şeye bağlı olmayan temelidir:

Mutlaktır: yani en temelde olandır ve her şey ne ise, onun sayesinde o şeydir.

Hiçbir bilginin essence’le çelişmemesi gerekir.

 

Yeniden diyelim: Özler, algının ve bilginin mutlak olan şartlarıdır.

 

Bu, bir köpek essence’i                                                    Bu da insan…

 Gia6Gia5

                                                                                                                                                                                                                                                    

Şimdi sıra Giacometti’nin bu heykellerinin neden essece olduğunu ve be heykellerle  ne başardığını anlatmaya geldi.

Ama nasıl’ını anlatmayı sonraya bırakarak erkenden söyleyecek  olursam, Giacometti bu heykelleri gerçekleştiren anlayışıyla bir ermiş gibi yaşamayı başardı.

6. Egzistansiyalizm: Fenomenoloji metoduyla “insan”ın araştırılması:

Picasso’nun bir tablosu:

Gia7

 

Neyin resmi bu desem…

Sanırım kesinlikle deniz kıyısında top oynayan bir kadın diyeceksiniz.

Ve sanırım ardından ekleyeceksiniz: “Ama hiçbir zaman böyle bir kadın görmedim.

 

Haklısınız; hiçbir yerde böyle bir kadın görmediğiniz.

Şimdiye dek bırakın görmemiş olmanızı; gerçek hayatta böyle bir kadınla hiçbir zaman karşılaşmayacağınızı da rahatlıkla ekleyebilirsiniz.

 

Gia8

Ya bu resim?

Bu da top oynayan bir kadının resmi.

Saçma ama gene de soracağım:

Peki; neden buna da “top oynayan kadın resmi” diyoruz?

Picasso’nun tablosundaki kadına neden top oynayan kadın dediyseniz, bu fotoğrafta gördüğünüz kadına da aynı nedenle “Top Oynayan Kadın” demektesiniz.

Çünkü ikisinde de kadını kadın yapan “şeyi” algılamaktayız.

Picaso ona “derin benzerlik” demişti; idealistler “idea”.

Egzistansiyalistler “öz” (essence) diye adlandırdılar.

Öyle sanıyorum Giacometti’ye “Picasso’nun bu tablosundaki kadın nedir?” diye sorsaydık “Kadının görünüş fenomeni” gibi bir şey derdi… Diğer fenomenoljistler gibi…

Gia9Yalnız İdealistlerle Fenomenolojistler arasında (ve Picasso ile Giacometti arasında) önemli bir fark var:

İdealistlere göre ideler (Picasso’nun diliyle “derin benzerlikler”) gerçekten var olan, doğayı kuran etkin bir güçtür. Örnek olarak Picasso’nun tablosundaki kadını kadın olarak algılamamıza neden olan şeyler aynı zamanda şimdiye kadar geçek dünyada var olmuş olan ve ileride var olacak olan tüm kadınları var eden güçtü aynır zamanda.

Egzistansiyalistlerse özlerin doğayı kuran etkin güç olmadığını savundular: İnsandan her zaman  için insan doğuyordu, bunu görüyorduk ama insan düşüncesinin insanı biçimlendirdiğini hiçbir zaman algılamadık… İdelerin doğayı biçimlendiren bir güç olduğu düşüncesi metafizik bir düşüncedir.

Bu nedenle metafizik tartışmalar içinde boğulup gitmek istemiyorsak, idelerin evreni kurduğu metafizik görüşünü redüksiyona uğratmamız gerekirdi: araştırma dışında tutmalıydık…

Örnek olarak karşımızdaki kadında, özü algılamak istiyorsak; onun göğsünün büyüklüğünü ya da küçüklüğünü; gözünün rengini; boyunun uzunluğu ya da kısalığını; şişmanlığını, ya da zayıflığını …. ayırarak görmeyi başarmamız gerekirdi. Ayrıca yaklaştıkça onların daha büyük, uzaklaştıkça daha küçük görünmelerini de… Çünkü bütün o şeyler tüm kadınlarda algıladığımız şeyler değildir: yaklaşıp uzaklaştıkça büyülüp küçülen, değişen şeylerdir onlar. Ya da kadından kadına farklılık gösteren şişmanlık, zayıflık türünden şeyler de değildir. Kara veya beyaz derili olmak gibi tüm kadınlarda olmayan nitelikler de ayıklanmış.…

Gia10Bu dediklerime, Sartre’nın Giacometti’nin heykelleri için dedikleri güzel bir örnek oluşturacak:

“Onun yakınına doğru gittikçe sakın göbeğin, ya da göğsün biraz daha büyüyeceğini sanmayın; bir değişiklik olmaz.” ……. “buna karşın her şey  -beyazlık, yuvarlaklık,  olgun bir göğsün yumuşak dönüşleri vb.- hala orada; madde hariç orada”dır.

 

“……… portresi çizgiyle çevrilerek arkadaki duvardan ayrılmaz.”

 

“……….. boşluğun nerede başlayıp vücudun nerede son bulduğunu anlayamıyorum.”

 

“Mutlak gerçeklikle karşı karşıyayız.”

Yukarılarda gördüğünüz Giacometti’nin ürünü kadınlara bakarsanız onların göğüsleri, kalçaları vardır ama; göğüsleri nasıldır bu kadınların, kalçaları geniş mi….. göremezsiniz. Onlar redüksiyona uğratılmıştır: bütün kadınlarda ortak olanı görmeniz için ayıklanmıştır.

Neredeler? O da belli değil: Heykellere açıkça algılanır tabanlar koyar. O mekanın içine giremezsiniz. Yaklaşmanız uzaklaşmanız da  olanaksızdır. Onlar hep oradadır.

Resimlere bakın: insanlar bir çok çizginin bir araya gelmesiyle oluşur; kesin sınırlarla onları diğer şeylerden ve onları saran boşluklardan ayıramazsınız ama… Fondan (kağıttan) ne kadar uzaklaştıklarını, nerede olduklarını da söyleyemezsiniz.

Varlıkların yerleri: uzaklıkları, yakınlıkları da belli değildir.

Onlar zaman ve mekânsız olan düşünce dünyasındaki şeyleri anlatıyorlar.

Onlar özdür… Fenomendir… onları anlattığınızda “fenomen tasvirleri” yapmış olursunuz…  

Fenomenolojinin amacı fenomen tasvirleri yapmaktır.

 

7. Fenomenoloji metoduyla insan araştırmaları:

 

  • Sartre özgürlüğün bir insanlık fenomeni olduğunu söyledi. Onun sözcükleriyle söylersek, “insan özgürlüğe mahkumdur”.
  • Nietzsche’ye göreyse İnsan, “değerlendiren bir varlık”tır.
  • Camus’a göre fenomen, yaşamın “absürd” olmasıydı.Sartre’ı şöyle eleştiremezsiniz:  “Nasıl insanın özgür olduğunu söylersin? Örnek olarak aç bir insanı düşün; parası yok; bir yere girip ödeme yapmadan karnını doyurabilir mi?”Bu tür eleştiriler yaparsanız, sizin dediklerini anlamadığınızı söyleyecektir:Her istediğini yapmaksa özgürlük, böyle tanımlarsak özgürlüğü, insan özgür değildir. Çok açık bir gerçek bu… Her insan buna benzer durumlarda “istiyorum ama olanaksız” demenin ne anlama geldiğini yaşayarak öğrenmiştir.Söylenen, insanın kendisini her durumda “seçme durumunda” yaşıyor olmasıdır:Örneğimizdeki yoksul aç, açların varlığına dikkatleri çekmek için kendisini yakabilir, aç olduğunu söyleyerek insanlardan para istemeye başlayabilir, çalabilir, ödeyemeyeceğini bildiği halde; sonuçta olacakları göze alıp bir yere girerek yemek yiyebilir, tanrısına kendisini kötü şeyler yapmaktan alıkoyması için ya da karnının doyurulması için dualar edebilir, kaderine razı olmanın bir erdem olduğunu düşünebilir ve katlanmaya çalışabilir; bu duruma düşmesinden dolayı kendisine çatabilir ve intihar edebilir, ya da acılarla olgunlaşma fırsatı gibi yaşayabilir …Daha sayabilirdim ama yetsin.Yukarıdakiler seçeneklerden yalnızca bir kısmı…

    İnsanın bir robot, özgürlüğün sanı olduğuna inanan kişi bile, seçilmeyi bekleyen seçenekler karşısındadır… Tartışmayı sürdürmeyi gereksiz görüp konuşmayı kesmeye karar verebilir, ya da sürdürmeye… Konuşma sonlandığında da acaba ne yapsak sinemaya mı gitsek diye sorabilir.

    Ve çelişkili bir durum değildir özgür olmadığını düşünen kişinin özgürmüş gibi “sinemaya gidelim mi?” demesi…

     

    İnsanın özgür olup olmadığı tartışması metafizik bir tartışmadır. Teorik bir tartışma. Bilgi alanına ait bir olay.

    Sinemaya gidip gitmeme seçimi ise bir yaşantıdır: dile getirseniz de getirmeseniz de her  insanın yaşadığı bir şey.

    Bu anlamda özgürlük kuşku duyulamayacak bir yaşantıdır.

     

8. İnsan ve yanlış insan:

 

Şu tür eleştiriler yapılabilir:

Biri git doğru olanı söyle dendiğinde, uğrayacağı kayıpları göze alamayacağını belirterek “konuşmam”

diyebilir.

Ya da “günahtır” veya “etik değildir”e benzer nedenler göstererek konuşmaz… Onun için konuşup konuşmamak bir seçim olayı değildir. Geretiği için, zorunda olduğu için konuşacaktır ya da konuşmayacaktır.

Ama hangi nedenle olursa olsun, bir durumda kendilerini seçim yapan biri olarak yaşamayanlar, insanı insan yapan şeyi:  özgür olduklarını fark etmeyen kimselerdir. Yanılmaktadırlar. İnsan olmayı tam olarak gerçekleştirememiş kişilerdir. “Yanlış” insanlardır.

İnsanlar (gerçek insanlar) her durumda kendisini he şeyi seçebilecekmiş gibi yaşarlar. Her durum olanaklarla çıkar karşımıza. Her durum özgürlüğü yaşama fırsatıdır.