Deneysel Bilginin Özellikleri

Bilimdeki deneysel önermelerle teorik önermlerler birbirine çok sık karıştırılır. Deneysel önermelere bakarak bilimin değişmezliğinden söz edilir, teorik önermelere bakarak da bilimin bile göreceli olduğu söylenir.

Bu yazıda yalnızca deneysel önermelerin niteliklerinden söz edilecek.

 

Bizim kültürümüzdeki her normal (?) insanın kabul etmek zorunda olduğu bilgi… Bu bilgi, ancak, elde edilişi sırasındaki bir yanlışı gösterilerek reddedilebilir…

 

I.  Bir bilginin bilimsel olup olmadığına, ancak elde edilişine bakarak anlayabiliriz. Yeni bir bilgi ileri süren kişi, o bilgiyi bilginlerin araştırma sırasında uyduğu kurallara uyarak elde etmişse, bilgisi bilimseldir.  

     Bu tür bilgiler, ancak elde edilişlerindeki yanlış gösterilerek değiştirilebilir veya reddedilebilir.

 

Örnek: Şekerin diş çürüttüğü bilgisi kendi başına ne bilimseldir ne de değildir:

Bir köşe yazarı, şekerin dişi çürüttüğünü araştırıp kanıtlayan bir bilginle alay ediyordu. Çünkü anneannesi bile biliyordu bu gerçeği…

Ama bu yazarın farkında olmadığı şey; bu bilgi kadar doğru sanılan pek çok bilginin, bilimsel araştırmalarla çürütüldüğü gerçeğiydi.

           Konumuza dönersek: şekerin diş çürüttüğü bilgisi ne bilimseldir ne değildir. Ona bilimsellik değeri kazandıran, bilimin yollarıyla elde edilmesindendir.

 

II.Bilginin içinde yer alan kavramların operasyonel tanımı yapılmış olmalı:

Herhangi bir olayın tanımlanan olay olup olmadığı tartışıldığında, kullanılan tanım bütün insanları birleştirebilmelidir.

Yani; eğer “a” olayı tanımlanmışsa, hiç kimse “a” olayına  “a”dan başka bir olay olduğunu söyleyememelidir.

 

Örnek: Sevme’nin operasyonel tanımı yapıldıktan sonra, herkes, herhangi bir olayın sevme olayı olup olmadığı konusunda eksiksiz anlaşmalı.

           Biri “Onsuz yapamıyor: seviyor.” derken, bir başkası “Ama durmadan birbirlerini yerler… Sevmiyorlar.” diyememeli. Ya da bir başkası “Birbirlerine en ufak fedakarlıktan bile kaçındıklarını biliyorum; buna sevgi denebilir mi:….” diye karşı çıkamamalı.

Tanım bu tür tartışmalara izin vermeyecek kadar açık ve kesin anlamlı olmalı.

 

III.    Bilginin içinde yer alan olaylar ölçülebilmeli: Hipotezde ölçülemeyen, gereksiz kavramlar yer almamalı.

 

Örnek: Sevgiden söz ediliyorsa ve sevgi fedakarlık davranışı diye tanımlanmışsa fedakarlığın ne ile nasıl ölçüleceğine karar verilebilmeli.

 

IV.Hipotezler deneylerle yanlışlığı gösterilebilecek önermeler olmalı: Deneyle çürütülme olanağı taşımayan önermeler bilimsel önerme değildir.

Yanlışlanma fırsatı tanıdğı halde yanlışlanamayan önermeler bilimsel önermelerdir.

Örnek: Isıtılan metallerin uzadıkları görüşü bilimseldir. Çünkü ısıtılınca boyu uzamayan metallerin olup olmadığını araştırabilirim ve ısınınca uzamayan metali bulmadığım sürece söz konusu bilimsel bilginin doğruluk değeri artar.

Görüldüğü gibi deneyle çürütülememe, bilginler için bir meziyet değildir.

Örnek olarak her şeyi kader belirler” önermesi bilimsel bir önerme değildir.

 

V. Bilimsel önermeler deneme yapılacak ölçüde sınırlı olaydan söz etmelidir:

Örnek: Ödülün başarıyı arttırdığını dile getiren önerme bilimsel değildir. Söz konusu ödülün ne tür bir ödül, başarının ne tür bir başarı olduğu belirtilmemiştir. Ayrıca deneklerin kimler olduğu, deneyin nasıl bir deney olduğunun da belirtilmesi gerekecektir.

 

VI. Bütün bilimsel önermeler; küçük bir gruba dayanılarak çok daha büyük bir grup için sonuç çıkarmayı içerir: Bu nedenle her bilimsel önermenin ileri sürüldüğü yerde, bu genellemenin yapılıp yapılamayacağının hesabının verilmesi gerekir:

      

VII.   Bir açıklamanın doğruluğunu ileriye sürebilmek için, mümkün olan bütün diğer açıklamaların yanlış olduğunun gösterilmesi gerekir: kontrol grupları oluşturulmalı…

 

Örnek: İlkokul birinci sınıf öğrencilerinin motive etmek için “aferin” demenin matematik derslerinde başarıyı artırıp artırmadığının araştırıldığını varsayalım.

Bir sınıfta öğretim sırasında motive amaçlı “aferin” dedikten sonra gerçekleşen başarı artmasını motive etmenin sonucu olduğu söylenemez.

Kontrol grubu oluşturmak gerekir:

Deney yaptığım grupla öğrenme şartları bakımından aynı olan bir başka sınıfın daha oluşturulması gerekecektir. Ayrıca aynı dersler deney sırasında bu sınıfa da vermeli.  

Deney grubundaki başarının kontrol grubundaki başarıdan fazla olduğu gösterilebilirse, ancak bu fazlalık motive etmenin sonucu olarak yorumlanabilir.

 

Deney ve kontrol grubu arasında başarı bakımından bir fark yoksa bu durumda “aferin” diyerek motive etmenin birinci sınıf öğrencileri için matematik derslerinde öğrenmeye katkısı olmadığını söylemek zorudayızdır.

 

VIII.  Deneyi yapan bilim çevrelerince tanınmış kişi olmalı: Her devirde, çeşitli nedenlerden, bir çok kimse bilimsel olmayan bilgileri bilimsel bilgiymiş gibi ileri sürmüştür; bilgisizlikleri ya da kötü niyetlerinden ötürü. Bunların bir kısmı da halkın inançlarına uygun düşmesinden ötürü yaygınlaşmıştır. Bu yüzden bilimsel araştırmasına dayanarak konuştuğunu söyleyen kimsenin, bilginler arasında değer verilen kimse olup olmadığı büyük önem taşır.

 

Örnek: Mesmer, hipnoz olayını manyetik bir güçle açıklıyordu. Kısa zamanda bilimsel bir görüş özelliğini de kazandı. Bugün hala hipnozla ilgili olaylara manyetizma diyenler var. Ama; o sıralarda bilginler tarafından kabul edilmemişti bu görüş. Hatta bilginlerden kurulu bir görüş bilim dışı bir görüş olduğuna karar bile vermişti. Bu gün de hipnotik duruma geçmeye neden olan bir manyetik gücün tespit edilemediğini biliyoruz…  

 

VII.   Yapılan deney, başka bir çok bilgin tarafından da tekrar edilmiş ve aynı sonuca varılmış olmalı.

 

Örnek: Davranışçılar, yüz yılı aştı, hayvanlarla yaptıkları deneylere dayanarak öğrenme ilkelerini oluşturdular ve bunlardan sorunlu kişilere yardım edecek teknikler ürettiler. Bu ilkeler ve onlardan üretilen bu teknikler bu uzun süre boyunca yüzlerce değil binlerce kişi tarafından kullanıldı. Bu nedenle Davranışçılar büyük güvenle onları kullanmaktalar.

 

IX.    Bilimsel görüşün ya da bilginin içinde, gereksiz kavram olmamalı:

Bilimsel önermelerdeki bütün sözcüklerin algılanır dünyada bir şeyi veya bir olayı göstermesi gerekir.

Örnek: “Alnına elimle dokundum. Reiki enerjisi nedeniyle ağrısı geçti” önermesindeki “reiki” sözcüğü gereksiz bir fazlalıktır. Çünkü görülen alna dokunma ve ağrının geçmesi… Reiki algılanan bir şey değil çünkü… Ancak “alnına dokundum ve ağrısı geçti” diyebilirim.

 

X.Ölçme yapanların olayla ilgili inançlarının, ölçmeyi etkilemesi önlenmiş olmalı:

Örnek: Farelerde zeka gelişmesi gerçekleştiren bir madde bulduğunu söyleyen bir bilgin bunu kanıtlamak için bir deney yaptığını söylüyor. Asistanlar denek olarak kullanılmış. Kısacası denekler bilimsel bilginin ne olduğunu ve objektif olmak gereğini bilen ve bu eğitimi görmüş kişiler.

Deneyi yapan kişi  (denek olduklarını bilmeyen) asistanlarından gerekli ölçümleri yapmasını istiyor:

Sonuç: Asistanlar (denekler) zeka geliştirici maddeyi almış farelerin daha az yanlış yaptığını söylüyorlar. Ve gerçekte farelere zeka artırıcı bir madde verilmediği halde…

 

Bilgin olarak yetiştirilmekte olanların bile böylesine basit bir ölçmede (çünkü: yalnızca yanlış yola sapmak gibi basit bir olayı sayacaklardı) yanlış yaptıkları düşünülürse söz konusu ilkenin ne kadar önem taşıdığı anlaşılacaktır