Homer ve Freud’a Göre Erkek ve Kadının Toplumdaki Yeri

Afrodit, Hera, Atena, Zeus; Paris, Helena arketipleri arasındaki ilişkiye göre…

 

İdealizm Eski Yunan’da güçlü bir düşünce akımıydı.

 

Batı sanatı idealist geleneği neredeyse geçen yüzyıla kadar sürdürdü.

 

Bu nedenle hem eski Yunanı ve hem de yakın geleceğe kadar Batı sanat ve düşüncesini anlamak ancak idealizmi anlamakla başarılabilir.

 

İdealizm:

İdealistlere göre türlerin ortak formu (ideler) dünyanın kuruluşunda kullanılan, etkin planlardır.

 

Örnek olarak kedilerin ortak formu (kedi düşüncesi) kedilerin var olmasında kullanılan yönergelerdir:

Bütün anne kedilerin karnında kedileri kedi yapan form bilgisi olmasaydı, anne kediler milyonlarca yıldan beri, karnındaki et parçasına nasıl kedi formu verebilirdi… Demek ki kedinin var olmasından önce, kedi form bilgisi, anne kedinin karnında etkin… 

Kısacası; kedilerden tavuk, yılan gibi hayvanlar değil de yalnızca kedi doğması kedi form bilgisinin (kedi idesinin) evrenin oluşumunda etkili bir şema olduğunun kanıtıdır.

 

Varlıkların idelere göre biçimlendiğini kabul ettiğimizde yeni bir sorun çıkıyor karşımıza: Bir ev planı yaptığımda çeşitli şeyler kendiliğinden harekete geçip plana uygun bir ev oluşturmaz.

Planları gerçekleştiren bir güç de olmalı.

İdealistler tür form bilgilerine (idelere göre) evreni kuran bu güce aşk dediler: Şöylece olaylara baksak erkeklerin dişiler, dişilerin erkekler tarafından çekildiklerini görüyoruz; hem de ölümleri, savaşları, sıkıntıları, zorlukları göze alarak.

 

Örneğimizi sürdürürsek: Aşk, anne kedinin karnındaki her şeyi kedi idesini (modelini: kedileri kedi yapan ortak formu) örnek alarak biçimlendiren güçtür.

 

İdealistlerin deyişiyle, aşk idelerde gördüğü güzelliğe kapılır ve maddeyi o ideal örneklere göre biçimlendirir.

 

Bu aynı zamanda  Tasavvuf düşüncesidir.

 

Aynı düşünceye Freud’da da rastlıyoruz.

Evreni kuran tek gücün cinsellik olduğu düşüncesini Platon’dan aldığını Freud’un kendisi de söyler.

Freud idealistlerin “aşk” dediği güce “id” dedi: İd enerjiydi ona göre. İdin (aşk’ın) çekme ve itme gücüyle canlılar oluşuyor ve birbirlerine yaklaşıyor ya da birbirlerinden uzaklaşıyordu.

 

Freud’da aşk güzellikleri özleyen, güzellikleri gerçekleştiren bir güç değildi artık. Aşk bir enerjiydi yalnızca… Aşk onda soğudu, soğuk bir kavram oldu.

 

“Enerji” bilimin kullandığı bir kavramdı.

Freud aşk yerine enerji kavramını kullanınca söylediklerinin bilimsel olacağını sandı.

 

Enerji, itme ve çekme bilimin kavramlarıydı ve Freud bilimin bu kavramını kullanmakla  Platon idealizmini bilimsel bir görüşe dönüştürebileceğini düşündü… 

Aşk özlemiyle güzelliğe kapılmış, ateşlerde yanan sevgililerden söz edemezdik artık.

Annesi tarafından çekilen, babasıyla karşılıklı itişi yaşayan oğullar vardı…  Güzelliklerden yoksun bir çekme ve itme… 

 

Paris, Afrodit, Hera, Atena arasındaki olayları yorumlamada Freud’un görüşü çok uygun bir giysi gibi görünüyor ilkin; Freud teorisinin o kaynaktan, mitolojiden gelmesinden dolayı.

Uygundur ama, Platon idealizminin sanatkarca yorumunu öldürür ve İdealist düşünce ve sanat geleneğinden uzaklaştırır.

 

Bir iki şey daha söyledikten sonra yeniden idealizmin temel düşüncelerini anlatmaya geçmek istiyorum:

Cinsellik türün devamı içindir.

Evet ama; yemek içme, avlanma da tıpkı üreme gibi türün devamı içindir: Yani bir tür cinselliktir.

Var olma savasıyla cinselliğin de amaçları aynıdır: savaşta kazanırsam, canlı kalmamla türün daha güçlü bir üyesinin hayatta kalmasını sağlamış olurum…

Demek beslenme de çalışmak da, savaşlar ve kavgalar da türlerin bu dünyada gerçekleşmesi için

Öyleyse her şey aşk için; idelerin güzelliğini bu dünyada gerçekleştirmek için: Bu mutasavvufların görüşüydü aynı zamanda.

Ve de her şey yalın cinsellik diyen Freud’un…

 

İdealistler ve idealistlerin kavramlarıyla sanat yapan sanatçılar, düşünürler için türlerin algı dünyasında varlıklarını sürdürmesi gerçekamaçtı; başka deyişle gerçek değerdi: Gerçek değerdi; çünkü tüm canlıların bu amaç için çırpındığını gözlemleyebiliyorduk…

 

İdealistler, türlerin devamı sağlamak amacıyla bakınca, şu üç şeyi baş değer yaptılar:

  1. Üreme.
  2. Doğacak çocukların bakımı: aile
  3. Ailenin varlığını sürdürecek bir düzen kurma: ailenin, çocukların hayatta kalmasını sağlayan kurum olmasından…

 

Bu üç değer açısından bakarsak; Afrodit, (Paris, Helena), Hera, Atena, Zeus ilişkisini şöyle görebiliriz:

Afrodit Paris’le Helena’nın ilişkisini gerçekleştiren tanrıçadır:

Aşk güzeli amaçlar: Paris güzel bir erkekti. Helena da dünyanın en güzel kadını… Onların ilişkisini belirleyen güzellikti.

Ve doğa (ideler) güzellik aracılığıyla Paris Ve Helena’yı kandırmaktaydı: Paris Helena’yı Helena Paris’i ölesiye istediğini ve kendileri için istediklerini söylüyordu ama, aslında doğa onları çocuk yapmak için kandırmıştı idealistlere göre…

 

Yalnız türün sürmesini sağlayan aşk  ilişkisi, toplumsal düzen açısından yıkıcıdır: Paris karısını terk eder. Helena’yla birlikteliği ise Turuvalılar ile Yunan’ılar arasında on yıl süren savaşı ve onun sonucu olan acıları getirir. Kazanan taraf bile acılıdır ve dağılan aileler, ortada kalan çocuklar…

 

Özetle:

Güzelliği amaçlayan aşk ilişkisi toplumsal yaşam için kural tanımaz ve yıkıcıdır.

 

Türün devamını sağlasa da, yıkıcılığıyla idelere karşı olan aşkın bu yıkıcılığını önlemek gerekecekti.

Bu görevi aile kurumu üslendi: Hera… Hera aile adına çırpınan kadındır.

 

Hera ile Zeus’un ilişkisi aile ilişkisidir.

Evli erkek(Zeus) için aşk hala önemlidir: Çapkındır Zeus: toplumsal düzen açısından bakınca yıkıcıdır erkeklerin bu tür ilişkileri: Çocukların büyümesi için gerekli güvenli ortamı tehdit eder. Tıpkı Paris’le Helana ilişkisindeki gibi.

Ama öte yandan erkek (Zeus) karısını da bırakmaz. Ona da bağlıdır. Bu açıdan türün devamı için gerekli olan ailenin sürmesinden yanadır aynı zamanda…

Hera’da evli kadını okursak; evli kadın kocasına bağlıdır ve kıskançtır. Kıskançlıklarının amacı erkeği aile içinde tutmak; dolaylı olarak çocukların korunmasını, büyümelerini sağlamak… Bu bakımdan bakınca kadının tek varlık amacı türü devam ettirecek şartları (aileyi) ayakta tutmak oluyor (erkekten farklı olarak…

 

İdealist diliyle bir cümlede toplarsak denenleri: erkek aşıkken de aile içindeyken de güzel kadınların peşindedir; ama diğer yandan eşine destek vererek çocukların büyütülmesine de destek olmaktadır, aileden yanadır

 

Aşıkların düzen tanımaz yıkıcı davranışlarına, erkeklerin aile içinde düzeni bozan eğilimine çocukların yetişmesi adına sınır koyacak, dengeleyecek bir şey gerekli.

Bu da koruyucu kalkanıyla, gerektiğinde kullanacağı mızrağıyla Atena’nın işi… Bir elinde barış ve uyumu sembolize eden zeytin dalıyla… Atena’nın savaşı yenme için değil, barışın güvenli ortamında çocukların yetiştirilmesini sağlamaktır.

 

Afrodit’i tanımlayan Paris Helana ilişkisine Freud kavramlarını kullanarak, id’in yönettiği  yıkıcı ilişkiler diyebiliriz.

Ego realitenin izin verdiği en çok zevki amaçlayan yanımız dersek, Zeus’un ego’yu karşıladığını düşünebiliriz; ama…

Düzen adına düzen bozan güçlerle savaşma superegonun işiyse, Atena superego oluyor.

 

Hera’nın durumunu hatırlarsak:

Çocuğun yetişmesi için gerekli olan güvenli ortamdan: aileden yanaydı Hera.

Bu nedenle toplumsal düzeni sağlamayı amaçlayan Atena’ya yürekten destek verecektir.

Zeus’tansa bu desteği bekleyemeyiz. O kaçamaklarından vaz geçemeyen biri. Zeus’un yıkıcı etkilerine karşıdır o.

 

Sonuç:

Yaşamın amacı türü devam ettirmekse eğer. her durumda kadın bu amaçtan yana. Bu nedenle konuşma konusu üç eğilimi de temsil edenler kadın tanrıçalar. Çok önemli bu…

Hera ve Atena farklı güçlerle Zeus’a karşı olmalı.

 

Yalnız:

Bu anlatılanlarda Freud’a dayalı açıklamalara ters düşen bir yan var; bunun altını çizerek belirtmeliyim:

Freud’a için superego erkeklerde oluşan bir yeti. Yalnız erkekler toplumsal hayata katılabilirler ona göre. Çünkü erkek çocuk annesine sahip olmak ister ve babasıyla çatışır bu arzusuyla. Ama baba güçlüdür. Çocuk korkar ve baba tarafından cezalandırılmamak için babanın kurallarına boyun eğer; böylece toplum hayatına katılır.

Özetle: toplum hayatı, baba korkusu üzerine kurulmuştur.

 

Kız çocuğunun durumuna gelirsek:

Kızın babayla arasında korku ilişkisi yoktur. Tersine bir çekim ilişkisi var onlar arsında. Bu nedenle kız çocukları superegoya (baba korkusundan doğan topluma katılma eğilimine) sahip değildir.

Bunun için de kızlar toplum hayatına katılamazlar. Yerleri ailedir yalnızca.

 

 

Destan Freud’da ayrılıyor gibi:

Atena; kalkanıyla, mızrağıyla, zeytin dalıyla güven ortamında yaşanan toplum düzenini koruyan bir savaşçıdır ve kadındır…

 

Erkek olan başa tanrı Zeus’sa ise türün varlığını tehlikeye atabilen, toplum düzenine karşı biri…

 

Özetle:

Destan ve Freud karşıt görüşteler… Destana göre toplum düzenini ayakta tutan eğilim erkeklerde değil kadınlardadır.