NIETZSCHE 7

Konu: Amaç yaşamda değişiklikler yapmaksa hayaller düşüncelerden etkilidir.

1.    Tales, Parmenides, Zenon geleneğine göre, varlık (gerçek varlık: töz) algılanmayan bir şeydi. Düşünmeyle kavranabilirdi ancak. Ve gene onlara göre düşüncenin kanunlarıyla mantık kanunları aynı şeylerdi; bu nedenle düşünme yoluyla gerçeği kavrayabilirdik.

 Pisagor’a göre tür düşünceleri gerçekti: Balık yumurtasından balık çıktığına, buğday tohumundan yalnızca buğday oluştuğuna göre; yumurtada balık, tohumda buğday bilgisi etkin bir güç olarak var olmalıydı: Örnek olarak kedi bilgisi olmadan milyonlarca yıldır milyarlarca kedinin var edilmesini nasıl açıklayabiliriz?

Platon, bu iki düşünceyi de aldı: Mantıklı düşünmeyle kavramlara ulaştı (Tales, Parmenides, Zenon geleneğine uyarak). Ve ideler (tür düşünceleri) evreni kuran etkin güçlerdi

Platon’un değersiz maddeye biçim veren idea düşüncesi, dünyayı beğenmeyen ve onu değiştirmek isteyenler için çok kullanışlı bir düşünce kalıbı oldu: Diyalektik metot, o günden bu yana etkin olmak isteyen insanlarca kullanıldı; hala da kullanılıyor…

2.    İdealistlere göre evren, varlıkların var olmasından önce belirlenmiş bir projenin (idelerin: tür düşüncelerinin) gerçekleşme alanıydı…

Nietzsche’ye göre de evren tasarıların gerçekleştiği yerdir. Ama bu tasarılar önceden belirlenmemiştir. Yaşamın, yaratıcı insanların ruhunda orijinal olarak oluşturduğu şeylerdir. Yaratıcı insanlara gelen hayallerin amacı, o sırada insan türünün yaşanmakta olduğu sorunları çözmektir. Yaşam (Vita), deneyeceği çözümleri, hayallerle yaratıcı insanlara iletirdi:

3.    İdeler renksiz, kokusuz, şeylerdir. Yaşarken onları kullanırız. Bir bakıma yolumuzu bulmaya yardım eden planlar gibidirler…

Hayallerse, tüm varlığımızı etkiler: Duruşumuzu, bakışımızı, duygularımızı, ses tonumuzu… Onlar sayesinde tüm varlığımızla bir sorunu çözecek tavrı giyiniriz.

Bir arkadaşımızın oğluyla ilgili anlattığı şey, hayallerin (arketiplerin) bu konudaki üstünlüğünü örnekledi:

Oğlu korodaydı, ama bir şey söylemeden öyle durmuştu… Sağla solla ilgilenmiş ama ağzını açmamıştı konser boyunca.

Eve gelince, annesi, kaplan olsaydı (oğlu kaplanlarla çok ilgili ve çok seviyor onları) konsere nasıl katılacağını soruyor oğluna. Gözleri parlıyor birden oğlunun… konserdeymişçesine şarkılar söylemeye başlıyor. O sırada konserdeydi ve bir kaplandı aynı zamanda… Var oluş tarzı, tavrı değişmiş oğlunun…

Sonraki konserde koroda olmanın gerektirdiği şeyleri eksiksiz yapıyor… Uzun terapilerle başarılabilecek bir şey, bir hayalle çabucak gerçekleştirilmişti…

4.    Bu konuşmalar bize Jung’u hatırlattı: Jung psikoterapi öğretisini Nietszche’den almıştı bize göre; hem de hiçbir yenilik katmadan. Etkin hayallere arketipler demişti…

5.    Jung’un hayaller aracılığıyla sorunları çözme görüşünü çok kullanışlı bulduk. Ama hayallerin, “Yaşam” dediği bir tözden (metafizik bir varlıktan) geldiği düşüncesine katılamadık. Pratiğimizi etkilemiyordu; bir inanç konusuydu yalnızca…