NIETZSCHE 6

Konu: Felsefeciler sanatın dilini kullanmalıdır.

1.    Sorunlarımızı anlamak ve çözmek için yaşanan psikolojik olaya düşünmek diyorsak; iki tür düşünme var: Kavramlarla düşünmek biri; diğeri hayallerle düşünmek…

2.    Batılı düşünürler kavramlarla düşünmeyi seçti. Felsefenin başladığı İ.Ö. 6. yy.dan bu yana bu böyle… İnsan doğası da dahil, doğa makuldü (akla göre kurulmuştu) onlara göre. Aklın kanunları ile doğanın kanunların aynı olduğunu düşündüklerinden, akla uygun düşünerek gerçeklere ulaşabileceklerine inandılar; denemeler yapmadan, başka araçlara ihtiyaç duymadan…

Hayallerse, bu tür düşünmeyi bozan şeylerdi: gerçek değildi.

3.    Doğuda ise, felsefenin Batıda başladığı aynı yüzyılda; Budha gerçeklere ulaşmak istediğinde, incir ağacının altına oturmuş, meditasyon yapmıştı (rahatlamış ve geçmiş yaşantılarını, yanlışlarını görmek için yeniden yaşamıştı), hayallerde çözüm aramıştı… Bayaller sayesinde bilgeleşmişti.

4.    Batıda hayallerle düşünmenin önemini ilk fark eden ve “Böyle Buyurdu Zerdüşt”te bu tür düşünmenin ilk örneğini veren kişidir Nietzsche: Etik sorunların üzerine hayallerle gider…

5.    Nietzsche’ye göre de (Doğulu düşünürler gibi) insan bildiğinden fazlasını bilen varlıktır:

Örnek olarak ilkel bir kabilenin dilini araştıran bilgini düşünün: Bilgin çalışmasını bitirdiğinde ilkelin bilmediği dilin gramerini bilir. Ama ilkel bu grameri kullanarak anlaşıyor ve dilinin kurallarının bilinçli farkında olmadığına bakılırsa dilinin gramerini bilmiyor.

Ama bu kuralları konuşmasına bakılırsa biliyor. Hatta bilginin dili kullanırkenki yanlışlarını görebiliyor…

İlkel bilmediği dil bilgileri kullanmaktadır.

6.    Nietzsche’ye göre de Doğulu düşünürlere göre de, yaşamı bu tür bilgiler yönetir aslında. Ve de ancak bu tür düşünceler yaşam üzerinde etkilidir.

Doğulu, bu bilgileri farkında olmadan kullanan yanımıza “bedendeki bilge” diyor. Nietzsche de kullandı “Bedendeki Bilge”yi

Bilmediklerimizi bilen yanımız (“doğa”, ya da “Tanrı” da denebilir) hayallerle konuşur, Nietzsche’ye göre de doğuluya göre de.

Bu dili rüyalarımızda, sanatta ve günlük yaşam sırasında, farkında olmadan kullanıyoruz…

7.    Sanat’tan bir örnek oluşturmak için Frankenstein adlı romanı kısaca andık, sohbetimizde:

Frankenstein bir tipti (nitelikleriyle sınıfının özelliklerini en iyi aksettiren, onun aracılığıyla belli bir sınıfın tüm üyelerini tanıyabileceğimiz bir örnekti). Hangi sınıfı temsil ettiğini anlamak için, Frankenstein’ın niteliklerine baktık (Jung’un sembol yorumu ve Erol Coşkuner’in ‘Rüya Yorumları’ adlı kitabı).

Frankenstein, her insan gibi ailem diyebileceği bir gruba katılmayı istiyordu. Ama çirkinliği, dahası korkunçluğu nedeniyle hep dışlanıyordu. Frankenstein’ın her gruba katılma denemesi saldırılarla karşılanır. Bir kıza aşık olur. Çıkamaz karşısına, uzaktan izler… Ama bir gün göze alır gösterir kendisini. Korkar kız, çığlıklar atar. Frankenstein daha da korkmuştur: çığlığı duyup geleceklerden ve olacaklardan… Bu nedenle ağzını kapatır sevdiği, dostluğunu aradığı kızın. Ama uzun süre kapamıştır ağzını. Sevdiği kız ölür.

İlk öldürme olayı…

Yeni olaylarla Frankenstein bir ölüm makinasına dönüşür sonunda…

8.    Frankenstein’ın bir tip olduğu, dışlanan insanları temsil ettiği anlaşılınca, roman korkuyla izleyeceğimiz bir masal olmaktan çıkar. Psikolojik bilgiler edindiğimiz bir kitaba dönüşür. Romanın uyandırdığı hayaller ve duygularla tanırız dışlanan insanları.

Üstelik bu bilgi duygusuz kavramlarla gelmez artık. “Dışlanan canavarlaşır” sözünün düşündürdüğünden çok daha fazlasına sahibiz: yazanları yaşamaktayız.

9.    Bu nedenle Nietzsche’ye göre etik sorunlar kavramlarla işlenemezdi. “Böyle Buyurdu Zerdüşt”ü bir şiir kitabıdır… Etik sorunları yaşatarak anlamamızı sağlayan bir uzun şiir…