ONTOLOJİ : Varlık Bilimi

İÖ. 6. Yüzyıldan günümüze kadar gelen, Tales, Pisagor, Platon geleneğini sürdüren  filozoflar için algılana şeyler gerçek değildi.

Örnek olarak şimdi kullanmakta olduğunuz bilgisayar gerçek değildi. Bu nedenle karşılarında duran ve kullanmakta oldukları masaya, gördükleri hayvanlara, insanlara, ağaçlara “varlık” diyemiyorlardı.

Onlar “varlık” deme hakkını kazanamamış şeylerdi.

Çünkü önünüzdeki bilgisayar, masa; varsa karşınızdaki kedi ve siz; belli bir zaman önce yoktunuz ve belli bir süre sonra yok olacaksınız.

Tıpkı düşlerdeki, hayallerdeki gibi…

Buna karşılık; onlara göre yokken bir zaman önce var olmuş, hiçbir zaman yok yok olmayacak; ebedi ve ezeli var olan varlık(lar) vardı.

Ancak bu sonsuz varlığa “varlık” denebilirdi… “Gerçek varlık”, “Töz”…

 

Hiç görmediğimiz halde neye dayanarak böyle bir varlığın var olduğunu söyleyebiliyorlar?

 

Cam örneğiyle anlatmayı deneyeceğim “gerçek varlığın” nasıl bir şey olduğunu:

Kireçle kum karışımı, ısısı çok yüksek bir fırına konunca; cama dönüşür.

Ve camda kireçle kuma benzer hiçbir şey algılayamayız. Kireç ve kumda da cama benzer hiçbir şey göremeyiz…

Gözümüz için, elimiz için, kulağımız için: tüm duyu organlarımız için çok farklı şeydir kum kireç yığınıyla cam.

Bir tek bile ortak özellikleri yoktur.

Ama gene de onların “temelde aynı şey” olduğunu söyleriz.

Kireç kum yığınının yüksek ısılı fırına konunca yok olduğunu, buna karşılık camın da yokken birden var olduğunu düşünmeyiz.

Duyu organlarımız ne derse desin, onlar aslında temelde “aynı şey”dir.

 

Önemli soru:

Kum kireç yığınıyla camda ortak hiçbir şey algılamadığımız halde neye dayanarak aynı şey olduğunu söylüyoruz?

Böyle bir varlığın varlığına inanan filozoflar “düşüncemiz” diyorlar. Düşüncemizle, “akıl” aracılığıyla ulaşıyoruz töze.

2600 yıldan beri filozofların çoğu bu algılanmayan ama düşünme yoluyla varlığına ulaştığımız tözün nasıl bir şey olduğunu araştırdılar, ona ulaşmaya çalıştılar.

Sayısız görüş oluştu bu alanda.

Bizim mutasavvıfların da amacı buydu: O algılanmayan varlığa ulaşmak, o ölümsüz varlığın yaşantısına katılarak ölümsüzlüğü yaşamak…

İşte Felsefenin tözü araştıran bu dalına “ontoloji” deniyor.