Nermi Uygur’un ‘İnsan Açısından Edebiyat’ı

A

 

I

 

Kitabının bir yerinde, “Bir yandan edebiyat, öte yandan bilgi kavramı için bu tanımsal öndayanaklara yaslanan herkesin apaçık varacağı sonuç ….” (66/12) diyerek konuşmasını sürdürüyor. Bu söylenenlerden de anlaşılacağı gibi, yazar; edebiyat ve bilgi ile ilgili tartışmalardaki ön dayanakları açığa çıkarmayı amaçlıyor.

 

Yazarın bulduğu anlam-postülatlarını özetleyeceğim aşağıda:

 

(“Öndayanak” ve anlam postülatı” terimi felsefeyle ilgisi olmayanlara yabancı gelebileceği için açıklamam gerekecek. Bu terimler mantık analitikçileri kullanıyor.

“Öndayanak” Bir metinde tüm denenlerin anlamını belirleyen en temeldeki düşünceye deniyor.

“Anlam Postülatı” ise öndayanakları açıklıkla dile getiren önermeler…)

 

 

II

 

Bir edebiyat eserini, bilim eserinden, şöyle bir bakmakla bile ayırabiliriz. İkisinden de hiçbir şey okumak bile yapabiliriz bunu:

“Bilim eseri, özel işaretler, rakamlar, formüllerle yüklüdür.” (69/13) Edebiyat eserinde bunların hiçbirine rastlamayız.

 

 

III

 

İlk bakışta, daha okumaya başlamadan yaptığımız ayırma ile yetinmeyip daha derinden anlamak istersek, şu özellikleri de tespit ediyoruz:

 

  1. Bilim eseri, yalnızca bilgi verir. Bilgiden başka şeyler edinmek isteyenler bilim kitabı okumamalıdırlar. (75/16)

 

  1. Bilim kitabındaki önermelerin anlamları çok açıktır: “Bu önerme şunu mu yoksa bunu mu anlatmak istiyor” diye hiç kuşkuya düşmeyiz. (65-10)

 

  1. Bilim kitaplarında önermeler hep kanıtlanarak söylenmiştir. Sanki, bilgin yazarken, yanında birisi, “nereden biliyorsun?” “Hangi deneyleri yaptın?” diye sormuş gibidir. (76/18)

 

  1. Bulunan bilgilerle eskileri arasında mantıkça ilişkiler kurulur; bütün önermelerin tutarlı olması gerekmektedir bilim kitaplarında. Eldeki önermelere dayanarak, mantık yoluyla yeni önermelere ulaşılır. (Mantık yoluyla demek, herkesin kabul ettiği dil kurallarına uyarak demektir.) (75/16)

 

  1. Bilimsel eserlerde, yazarın duyguları, özlemleri, değerleri kesinlikle dile getirilmemiştir. Bu gibi şeylerin esere sızmaması için özel bir çaba harcandığı kolayca fark edilebilir. (13/6)

 

  1. Bu söylenenlerin doğal sonucu olarak, kişiliksiz yazılardır bilim yazıları. (13/5,7 – 24/8)

 

  1. (Gene denenlerin doğal bir sonucu ve ayrıca bilim alanında bilgilerin aynı metotla elde edilmesinden ötürü) bütün bilim eserleri birbiriyle ilgilidir ve tümü bir bütün oluşturur.

 

IV

 

  1. Bilimde sembol seçen, önerme kuran, önermeler arasında ilişki kuran yalnızca mantığımızdı (genel mantık ve bilim mantığı). Sanat eserlerinde dili duygularımıza, umutlarımıza, tutkularımıza göre kullanırız. Dili nasıl kullanacağımıza bütün varlığımız karar verir demektir bu. Bütün varlığımız etkindir dememizden belli, mantık da etken olabilir sanat çalışmalarımızda. (56/29, 79/29, 65/9)

 

  1. Bu anlamda kişisel bir dildir edebiyatın dili. Gene bu anlamda, her şey ‘İnsan açısından’ dile getirilir.

 

  1. Olması gerekeni, özleneni; düşlerle örneklerle, uyduruk olaylarla anlatır.

 

  1. Edebiyat eseri de bilgi verebilir. Yalnız amacı bilgi vermek değildir hiçbir zaman. Daha önce dendiği gibi, edebiyat dilini tüm varlığımız etkilediği gibi, doğal olarak bilgilerimiz de etkiler. (75/16)

 

  1. Dünya görüşü adını verdiğimiz türden bilgi verir edebiyat eserleri. Bilgi sözünü dar anlamda kullanacak olursak, dünya görüşü bilgi değildir hiçbir zaman. Ama gene de bir tür bilgi olarak görülebilir. Dünya görüşü “yaşamamızı belli bir anlamla bezer.” (79/21)

 

B

EDEBİYAT ESERİNİN BİRİCİKLİĞİ

 

  1. Bir edebiyat eserini tarihe, içinde bulunduğu topluma, yazan kişinin psikolojisine dayanarak açıklayabiliriz. Bu tür açıklamalar gereklidir de. Ama bir edebiyat eserini dış nedenlerle ne kadar açıklarsak açıklayalım, gene de açıklanmayan, kendine özgü bir yan kalacaktır. Edebiyat eseri bu anlamda biriciktir. (31/1)

 

  1. Edebiyat eserinin biricikliği, yazarının biricikliğine (kişiliğine) indirgenemez. Yoksa, anonim veya birkaç kişi tarafından yazılmamış eserlerin biricikliğinden tutarlı kalarak söz etmek olanaksız olurdu. (32/2) Edebiyattaki biriciklik, yapıta ilişkin biricikliktir. (32/3)

 

  1. Edebiyat eserindeki biricikliğin başka hiçbir şeye benzemez, anlaşılamaz anlamına gelmediğini söylüyor Uygur. (bu farklılığın üzerinde durmuyor.)(36, 67/5)

 

 

C

ESERDEKİ İSTEK

 

 

1  Edebiyat eserini anlamak demek, bir bakıma, yazarın isteğini bulmak demektir.

2  İstek ise bir yorumlamadır:

Bu konuda söylenenlerin yararlı olacağını düşündüğümden aynen alacağım:

“Bu ne kaypak ne ele avuca sığmaz şeymiş istek. Durmadan sözünü ediyoruz, varlığından kuşkulanmıyoruz, ama bir türlü kavranılır kılamıyoruz isteği. İstek diye bir şey yok mu hiç? Sağduyuya aykırı düşen bir soru bu. İstek dediğimiz ‘şey’ ne peki? İstek diye bir ‘şey’ var mı? Aykırı aykırı olmasına, çekinmeden söyleyeyim gene de: İstek diye bir ‘şey’ yok. Taş toprak, kaş göz gibi ‘işte bu’ diyebileceğimiz bir gerçeklik değil istek. İstek derken, içte, ya da dışta var olan belli bir ‘şey’i adlandırmayız biz. Göründüğü ölçüde aykırı bir sav değil bu. Öfke, sevinç, kıskançlık diye söz ettiğimiz duyguların hangisi belli bir şey’in, uydurma olmayan yeni bir sözcükle, bir şey-gerçekliğinin adı? nerede duygular? Gönülde mi kımıldanırlar? bedende mi yayılırlar, yapıp etmelerimizde mi çıkarlar karşımıza?

 

İstek deyince ne anlarız? Bir duygu, bir gönül durumu, ya da başka bir şey aramaktansa, nerelerde “istek’ten” söz ediliyorsa, oralara bakalım. İstek sözcüğünün anlamını belirtmek için yürünmesi gereken en uygun yol bu sanıyorum. …… ‘O hastaya yardım ederken acılarını dindirmek istedim.’ ‘Biz bu ceza yasasını koyarken, kaçakçılığı önlemek istedik.’ ‘Bu matematik formüllerle maddenin yapısını geometrik modelle yansıtmak istedim.’ ‘Bu pulluğu, bulmakla az zamanda çok toprağın kazılmasını istedikleri belli.’ ….. Gözden yitirmeyeceğimiz bir ortak tutum var hepsinde: hepsi de olmuş bitmiş bir işlemi, sonuçlanmış olan bir durumu, erişilmiş olan bir yargıyı yorumlamak için kurulmuş birer tümce. …. Böylece daha önce ortaya konmuş olan bir başarıya dönülmekte, o başarıda ortaya konulmuş olan şey bir isteğe bağlanarak açıklanmakta. Belli bir geriye bakışta saptanan amaç istek. İlk tümceyi, ‘Acılarını dindirmek istediğim için o hastaya yardım edeceğim.’ biçiminde de kurabilirdik; öbür tümceleri de, gerekli değişikliklerle, aynı kalıba dökebiliriz. …. Düşünüp taşınmadan sonra verilen bir karar gerekçesi istek. Yazılı şeyin kendisi olmadan yazarın isteğinden söz etmek, kaypak kavramlarla yalpa vurmaktır…… Okuyucunun ‘yazar istiyor yazacak’ sözü nasıl boş bir sözse; pek çok bağlamda; yazarın ‘şunu istiyorum yazacağım.’ sözü de boş bir söylemedir.” (42, 43, 44/34)

 

3  Bir çok kimse başka başka yorumlayabilir bir eseri. Hatta aynı kimse iki ayrı zamanda farklı yorumlayabilir. Yorum işidir çünkü. Yalnız, edebi eserler farklı yorumlanabilir ama; eserin kendisinde bildirilmemiş, eserle belgelenemeyen istekler yüklenemez esere. (54/6)

 

4  Yazarın yorumu da yorumlardan biridir yalnızca. Hiçbir üstünlüğü yoktur onun yorumunun. ‘Ben şunu yazmak istedim.’ diyen yazara; ‘Yazmak istemişsin ama yazamamışsın.’ diyebiliriz. (54/6)

 

Yaratırken tam bir bilinç aydınlığı içinde olsa bile yazar, eserinin birçok yanı yazara da kapalıdır. (57/7) Shakespeare’in yüzyıllarca yeniden yeniden yorumlanabilmesi buna kanıttır.