İDEALİZM

idealizm

İdealistlere göre;

1. Görülür dünya (algılananlar) gerçek değildir.
Gerçeği “değişmeden var olan” diye tanımlarsak;
Algıladığım hiçbir şey gerçek olamaz. Bir süre önce yoktular, bir süre sonra da yok olacağından (tanım gereği) gerçek değildirler:
Örnek olarak şimdi konuşan ben, beni dinleyen sizler 100 yıl önce yoktunuz, 100 yıl sonra yok olacaksınız.
Öyleyse bizler (bu arada gördüğüm her şey) gerçek değiliz. (Tanım gereği)

2. Türler gerçektir:
Birer insan olan ben ve sizler gelip geçiciyiz ama; insan binlerce yıl önce de vardı, binlerce yıl sonra da var olacak. Zaman içinde giysileri, dilleri, yaşamları ne kadar farklı olursa olsun; insan hep var ve var olacak. Demek tek tek insanlar gerçek değil ama insan türü (hep var olduğu için, tanım gereği) gerçek.

3. Canlıların (tüm varlıkların da) kişisel ve türe özgü niteliklerini ayırmak önemli; gerçek olan yanlarıyla, gerçek olmayan yanlarını:
Bu denenlere göre, ben ve sizlerin (bizleri insan türünün üyesi yapan) ortak niteliklerimiz gerçektir… Bu yanımızla ebedi ve ezeli olan varlığın bir parçasıyız.
Buna karşılık kişisel özelliklerimiz (‘gerçek’in tanımı gereği, gelip geçici olduklarından) gerçek değildir.

4. Türün bilgisi (ideler) etkin güçtür:
Örnek olarak tavuk yumurtasından hiçbir zaman bir kedi, bir yılan, ya da bir insan yavrusu çıkmaz. Demek; yumurtanın içinde maddeye biçim veren güç türün bilgisine sahip. Yumurtadan çıkan yavrunun (bu arada bütün canlılar kuşkusuz) daha sonra bir başka hayvan olmamasına bakılırsa; yediklerine türün biçimini vermeye doğduktan sonra da devam ediyor demektir. Nasıl hiç at görmemiş, at türünün niteliklerini bilmeyen bir heykelci at heykeli yapamazsa; atın karnında büyümekte olanda da, türün bilgisi etkin olmasa; at olamazdı… Kedi kedi, insan insan olamazdı.
Gene o hayvanın üreme yoluyla çoğaldığı (kendi türünden bir varlık yarattığı) düşünülürse; canlılarda türün bilgisi etkin bir güçtür ve maddeyi sürekli, doğumdan sonra da biçimlendirmektedir.

5. Tek gerçek güç: Aşk
Bütün canlılar türü devam ettirmek için çırpınıyorlar. Türü devam ettirme olayını en çok cinsellikte görüyoruz. Cinselliğe yönelişi türü devam ettirme olarak tanımlarsak; beslenmek de, savaşlar da türü devam ettirmek amaçlı olduğundan, temelde cinselliktir: Aşktır…
Aşk evrene hakim güçtür.
(Freud temel gücün cinsellik olduğu düşüncesini Platon’dan aldığını kendisi söyler.)

6. Algıladığımız dünyada, kişisel özelliklere (çirkinliklere, yanlışlara, gerçekdışı şeylere) bulaşmadan tür niteliklerinin gerçekleşmesi olanaksızdır. Kedi heykeli yapan bir sanatçı yalnızca türün özelliklerini aksettiren bir heykel yapamaz; mutlaka kişisel (türe ait olmayan) özellikleri kullanmak zorundadır: Ya van kedisi, ya siyam kedisi, ya sokakta gördüğü bir kediyi, ya evindeki kediyi yapacaktır. Toplu olmayan, zayıf olmayan, tekir olmayan, kara olmayan,…. kedi yapılamaz…
Ve de zayıf olmak, tekir olmak, van kedisi olmak kişisel özelliklerdir: Gerçek değildir…

7. Bu nedenle aşk yanlış yapmak zorundadır. Ölüm onu düzeltir. Bu nedenle aşk yaptığı eserleri bir türlü beğenmeyen sanatçıya benzer: Her yaptığını daha iyisini yapmak için bozan sanatçıya. Yanlışı olmayan (kişisel niteliklerle bozulmamış) varlık olmadığından, bütün canlılar düzeltilmesi gereken yanlışlardır bir bakıma… Ölüm, daha iyisi için yanlışı düzeltmektir…

8. Tür bilgisi zamansızdır: ortaya çıkmaz, yok olmaz ve gelişmez. Bu anlamda (zamansız olduğundan, tanım gereği) gerçektir.
Bir örnekle: Ev yapan birini düşünün. Evin temelini atarken de, duvarları çıkarken de, çatıyı yaparken de, duvarları sıvarken de kendisine hep aynı ev düşüncesi yol gösterir. Hep aynı ev düşüncesi, çeşitli şeylere ev biçimi vermesinin nedenidir.
Ev zaman içinde yavaş yavaş ortaya çıkar ama ev düşüncesi hep aynıdır.
Evin zamanla ortaya çıkmasının nedeni maddenin türün ortak biçimlerini anında alacak kabiliyette olmamasındandır…
Bu nedenle algı dünyasında zaman vardır.
Kısacası türler ortaya çıkmadan önce de tür bilgileri vardı.
Zamanla varlıkların yavaş yavaş ortaya çıkmaları (önce bitkilerin, sonra hayvanların, ardından insanların) maddenin birden istenen biçim alamamasındandır.
Aslında ideler her zaman ve aynı şekilde var olmalı… Çünkü onlar varlık şartı… Onlar olmasa varlıklar algı dünyasında var olamayacaklar…

9. Hegel’de Doğa tarihi (Gerçek olmayanın hikayesi):
Gerçeği değişmeden hep aynı kalan diye tanımlamıştık. Bu nedenle tarih gerçeğin hikayesi olamaz; tanım gereği değişmeyi içerdiğinden. Maddenin idelerin biçimini almadaki eksikliği nedeniyle idelerin görünür dünyada ortaya çıkmaları zamanlıydı (tıpkı bir evin var oluşundaki zamanlılık gibi).
Ve şu basamaklarla gerçekleşir:

a. Cansız madde dünyası:
Mermer her zaman serttir. Beyazdır. Hiç bir zaman yumuşak mermerle karşılaşamayız. Hiç bir zaman mutfak tezgahımdaki mermer bir gün tahta nitelikleriyle görünmeyecek. Demek mermer de(tıpkı canlılar gibi) türünün niteliklerini koruyor, sürdürüyor. Mermer de ve diğer cansız varlıklar da türlerine, idelere sadıklar. Bu, idelerin bu dünyada varlıklarını göstermesinin en alt basamağıdır.
Bu basamaktaki varlıkların, türlerinin niteliklerini devam ettirme gayretlerini görmek çok zordur.

b. Bitkiler dünyası:
Cansızlar kendi niteliklerini sürdürürlerdi yalnızca. Bitkiler çevrelerindekileri de kendisi yapar: Kullanır… Topraktan alır, suyu katar kendine, havayı kullanır… Köklerinin ve yapraklarının yettiği yerlerdeki şeyleri kendi yapar: çınar yapar çevreden aldıklarını, sarmaşık yapar.

c. Hayvan dünyası:
Hayvan daha geniş alandaki şeyleri kullanır ve kendi yapar: Örnek olarak kuş, geniş bir alandaki tohumları, böcekleri toplar, yer ve kendisi yapar. Yavrusuna getirerek bütün o şeylerle görünür dünyada yeni kuşlar yaratır. Çevredeki çöpler, yuvasında çöp olmaktan çıkar ve dünyasına katılır.

d. İnsan:
İnsanla çevresini kullanmak iyice artar: Taşlar bir araya gelir yol olur, duvar olur, anıt olur. Köpek bekçi olur, koyun et olur, süt olur. Gökteki yıldızlar bile: kutup yıldızı yönünü gösterir insana, belli yıldızlar ekim zamanının geldiğini hatırlatır… İnsanla yeni bir olay daha ortaya çıkar (bütün dünyayı kullanıp kendi yapmanın dışında): Kuş yuva yapar, ayı inini kullanır vb. ama “yuva” düşüncesi yoktur hayvanlarda. Hayvanlar yuvalarına giderler, sığınırlar. İnsan da evine gider onlar gibi… Ama insan gittiği yere “ev” der “yuva” der ve bütün diğer canlıların da gittiği yerlerin onların evleri, yuvaları olduğunu bilir… Bütün diğer canlılar kendi yuvalarına sığınırken, insan bütün canlıların gittiği yerin yuva olduğunu ve canlıların varlıklarını sürdürmek için yuvaya ihtiyaçları olduğunu bilir.
Kısacası; insan dünyayı düşünce yapar… Daha doğrusu herşeydeki düşünceyi görür… Gözüyle değil, aklıyla görür.
İnsanla evren düşünceye dönüşmektedir ve tüm evren türün kullanımına sunulmaktadır…

10. Türün bilgisi (ideler) bilmenin de şartıdır:
Algılamak fotograf makinesindeki gibi bir kaydetme olayı değildir. Algılama bir tanıma olayıdır: Gördüğüm şeye “erik ağacı” dediğimde; aslında şaşırtıcı bir olay gerçekleşmiştir… O gördüğüm şeyi, daha önce gördüğüm bütün her şeyle karşılaştırmışım ve onun erik ağacı sınıfından olduğunu farketmişim demektir: tanımaktır bu… Bnde “erik ağacı” tür bilgisi (diğer tür bilgileriyle birlikte) olmasa gördüğüm şeyi sınıflamadaki yerine koyamazdım. “Erik ağacı” diyemezdim. Kısacası algılamak tanımak demektir. Bildiğimiz şeyleri tanırız. Bu nedenle hatırlamaktır. Tür bilgisi algılamanın da, bilgi edinmenin de şartıdır.

11. İnsanla tarih amacına ulaşıyor:
Kediye bakıp da “kedi” dediğimde, bu basit olayın iki yönü var. Karşımdaki kedi farkında değil ama, (artık biliyoruz) onda kedi idesi aşkla kediyi gerçekleştirmişti ve hala onu kedi olarak var etmekteydi… Kediye baktığımda kedi dememden belli; bendeki kedi idesi sayesinde kediyi tanıyorum. Demek kedi idesi, önce kedide kediyi var etti ve gene kedi idesi benim gözümden baktı ve kediyi tanıdı. Demek ideler var ediyorlar ve kendilerini var ettiklerinde tanıyorlar; insan sayesinde…

12. Tasavvuftaki “gizli hazine” düşüncesi.
Tasavvufa göre Tanrı gizli bir hazineydi (Küntü Kenze: gizli hazine). Güzelliğini görmek istedi. Ayna olarak gerçek olmayan bu algılar dünyasını yarattı ve şimdi bu fena (yokluk) dünyasında güzelliğini izliyor, yarattıklarında. İdeler dünyayı var etti. Şimdi insanların gözlerinden bakarak kendini (ideleri) izliyor.

13. Nasıl yaşamalı:
Gerçek olmayan kişisel nitelikleri görmeden bak. Türlerin macerasını (gerçek olan macerayı) yaşa.
Gerçeği görerek yaşamalısın: yani ideleri. Bilmek demek tek olayı sınıfına yerleştirmek demektir: Kedi de annelik yapar, yavrusunu besler; köpek de, aslan da vb. insan da. Ama kedi, köpek, aslan yalnızca kendi yavrusunu besler. Diğer canlıların yavrularını beslerken aynı şeyi yaptığını bilmez. Onlarla yaşamaz, onlarla yaşantısını zenginleştiremez.

Yalnız insan için, yavrusunu besleyen kedi de, köpek de, aslan da, ayı da, insan da annedir. Besledikleri de yavruları… İnsan için anne kedi bir annedir, bir insan anne kadar annedir… Hepsi aynı sınıfın üyesidir (hepsinde aynı ide gerçekleşmekte)…

Bir benzetmeyle: Savaşta, hayatını zafer için tehlikeye atan bir askerin tavrını takınmamızı istiyor idealistler. Savaşçı ölmek üzere olabilir; önemi yoktur bunun. Ölebilir de zafer kazanılsın diye… Zafer düşüncesi çekilen acıları göze aldırır. Katlanılır kılar. Bağlılığımız yeterliyse ölüm bir zevktir de…
Tıpkı bunun gibi; sevgilimiz bizi terkedebilir, ölmek üzere de olabiliriz; ne önemi var… Yitirilenler gerçek olmayan şeylerdi aslında. Sevgililer (terketmeler olsa da) birleşmeler de olacak, ölüm olsa da yaşam sürecek; daha güzel yaşamlar için…

Canlı olduğunu unutmazsan, hayattan yanaysan; hayatın senden önceki aşkları da, senden sonraki aşkları da senin aşk macerandır: senin zaferindir. Ölümümüzde bile bağlılıkların, aşık olmanın tadını çıkartabiliriz.

Yaşamın zaferi, kazanma sevinci gerçek olmayan sıkıntıları örtecektir…