FENOMENOLOGLAR

1. İ.Ö. 6. yy.da Yunan felsefesi metafizik sorunlarla uğraştı: İçinde yaşadığımız algılanır dünyanın gerçek olmadığını düşündüklerinden onunla ilgilenmediler:
Bu görüşte olanlara göre içinde yaşadığımız bu dünya
A. gerçek değildi,
B. ilgilenmeye değmezdi,
C. algılanmayan, ancak düşünülerek ulaşılan bir gerçekliğin gelip geçici görünüşüydü.

2. İ.Ö. 5. yy.da Sofistler metafizik sorunların çözülemeyeceğini savundular:
Gorgias’ın deyişiyle;
A. Varlık (geçek varlık: algılanamayan, düşünülerek bilinen varlık) yoktur.
B. Varsa bile bilinemez.
C. Bilinse bile anlatılamaz.

3. Buna karşılık Sofistler başka bir çözülemez sorun öbeğiyle uğraştılar: toplumsal fenomenlerin kaynaklarını araştırdılar: Dilin, devletin, ahlakın, sanatın…. kaynağını:
Örnek olarak Protagoras’a göre
A. Bütün insanlar yaşamları için gerekli olan şeyleri üretebilecek yetilere doğuştan sahiptir. (Bu nedenle insanlara üretme konusunda yardım etmek gereksizdir.)
B. Ama kendi ürettiklerini kendilerinin tüketmesini sağlayacak bir yetiyle doğmamışlardır. (Devlet kurma yetisiyle)
C. Bu nedenle insanların ürettiklerinin, kendisi tarafından kullanılmasını sağlayacak düzen kurulmalıdır: Devlet düzeni…
D. Yoksa kaos kaçınılmazdır. (İnsanların, başkalarının ürettiklerini de kullanmaya kalkışmasından dolayı.)
E. Böyle bir düzen (devlet) kurulmalıdır.
F. İnsanlar devlet kurma yetisine de doğuştan sahiptir.
G. Bu nedenle eşit haklarla, gerekli düzeni kurma (devleti kurma) işine katılmalıdırlar.
Bu denenler doğrultusunda
A. Devlet üretime karışmamalı.
B. Kişilerin kendi üretiiklerini kullanmasını sağlayan düzeni korumalı.
(Locke 17. yy.da bu düşünceleri yeniden canlandıracak ve böylece 18. yy. yazılan Amerikan ve İngiliz anayasalarının temel kavramlarını oluşturacak.)

4. Kuşkucular İ.Ö. 3. yy.da kaynak sorunlarının da metafizik sorunlar gibi çözülemeyeceğini gösterdiler.
Ve aynı zamanda, gene metafizik sorunlar gibi, bu görüşlerin de çürütülemeyeceğinin farkettiler:
Bu nedenle bu tür sorunlar karşısında, onları çürütmek yerine
A. Farklı ve yeni görüşler uydurmalıydık
B. Ve aynı derecede çürütülemeyen bu çelişkili görüşlerden hangisini tutmamız gerektiğini sormalıydık.
C. Bu durumda (eşit derecede çürütülemez, çelişkili görüşler karşısında) insanların kafaca özgürlüğe ve psikoloji bakımından huzura ereceklerini düşündüler.

5. Kuşkuculara göre algı bilgisi yaşamak için yeterdi.
Timon’un dediği gibi:
A. Balın gerçekte (algılanmayan temelde) tatlı olup olmadığını bilemeyiz ama
B. Balı tatlı olarak algıladığımı bilirim
C. Ve bu kadarı da yaşam için yeterlidir.
Algıların yaşamaya yettiğini düşündüklerinden kuşkucular algılanır dünyada yararlı bilgiler üretmeye yarayacak yolları araştırmadılar.

6. İ.Ö. 3. yy.da Arşimet algılara dayanarak, içinde yaşadığımız dünyada kullanabileceğimiz bilgiler oluşturmanın yolunu buldu: Bilimsel metodu.
Arşimet,
A. Algılanır dünyada belli sayılı kavramlara göre ölçmeler yaptı.
B. Ölçümlerinden bir formül oluşturdu.
C. Bu formüle göre belli durumlarda neler olması gerektiğini düşündü.
D. Bu öngörülerin gerçekleşip gerçekleşmediğini görmek için ilgili olayları gözledi. (deney yaptı).
E. Deneylerin doğruladığı (öngörmeye yarayan formülleri) yaşam sırasında kullandı.

7. 20. yy.da Fenomenologlar (Husserl – Heidegger) metafiziğe bulaşmadan, bu dünyanın olaylarına bakarak, bu dünya olaylarıyla ilgili, biliminkinden daha kesin bilgilere ulaşabileceğimizi savundu:
A. Bilmek istediğimiz bir şeye: masa ya da insan,
B. Gerçekte ne olduğuyla ilgilenmeden (ide mi, ruh mu, madde mi olduğuyla ilgilenmeden)
C. Bütün o şeylerin algısındaki ortak yanın (bütün masalarda, bütün insanlarda ortak olan yanın) tasvirini yaparsak.
D. O şeylerin hepsi için (bütün masalar, bütün insanlar için) geçerli ve kesin bilgiler elde edebileceğimize inandılar..

8. Ekzistansiyalist Sartre “özgürlüğe mahkumuz” demişti. Bu örnekle fenomenoloji:
İnsanın özgür bir ruh mu, yoksa her davranışı bir nedenin kaçınılmaz sonucu olan robot mu olduğu tartışması metafizik bir tartışmadır; bitmez. Böyle metafizik bir tartışmadan sonra hepimiz insanın aslında bir robot olduğunda anlaşsak bile, tartışmanın sonunda “Bu akşam ne yapalım?” diye sorabiliriz. Ve de sorduğumuz kimse, az önce kendisinin bir robot olduğunu kanıtladığı halde saçma bir soru sorulduğunu düşünmez… Çünkü kendisini nedenlerle hareket eden bir robot olarak değil, özgürce seçim yapan biri olarak algılamaktadır. Demek; özgürlük, insan yaşantısının özünde olan bir şey: bütün insanların yaşadığı, insanı insan yapan yaşantı… İnsanın, konuştuğumuz anlamda özgür olduğunu savunan birine, biri çıkıp da “Kanıtla insanın özgür olduğunu” derse; insanın özgürlüğünü savunan kişi “Beni anlamamışsın; sana kanıtlanacak bir şey söylemiyorum, yaşadığın bir şeyi söylüyorum” diyecektir… Metafizik özgürlük tartışmasının yanı sıra, bir de özgürlük yaşantısı vardır: Hepimizin, inasan olan herkesin yaşadığı bir şeydir bu…
Kısacası fenomenologlar kanıtlanma gereği duymadığımız ortak yaşantıların tasvirini yapıyorlar.

9. Böylece; Metafizik sorunlarla (Algılanır dünyayı var eden algılanmayan: düşünülen varlıkla ilgili sorunlarla) uğraşan üç görüş gördük:
A. Sofistlerin (Ama onlar da çözülemeyen kaynak sorunlarıyla uğraştılar).
B. Bilginlerin
C. Fenomenologların görüşleri