KUŞKUCULUK

Kuşkucuları (İskenderiye Kuşkucuları’nı) konuşmaya başlamadan önce, konuştuklarımızı hatırlamanın yararlı olacağını düşündük.

Bir örnek olay:
Edison bir şalteri indiriyor ve New York kentinin bir bölümü elektirik ışığıyla aydınlanıyor. Bu aydınlanma olayı için anlaşmalar yapmıştı. Yetiştiremese önemli kayıpları olurdu kuşkusuz. Bu başarısıyla epeyce para da kazanmıştır. Şöhret olmasının da payı vardır herhalde çalışmalarında, merakın da… Yaşanmış bir olay bu.
Peki neden Edison bu yaptıklarını yaptı? Şimdiye kadar gördüğümüz bütün görüşler; Edison’un yaptıklarını neden yaptığını bilmediğini söylüyor.

İdealistler:
Türün formu (ideler) madde dünyasına aralıksız biçimlendirir. Kendilerini yaşadığımız bu dünyada gerçekleştirmek amacıyla, bizleri ve bu dünyadaki herşeyi kullanırlar. Edison para için, merak adına, ya da şöhret için veya başka bir şey için uğraştığını sanabilir. Ama bir yanılgıdır dedikleri ve yaşadıkları… Aslından ideler, onu bu duygularla kandırıyor: Kendi amaçları için didindiğini sana dursun; ideler ebedi ve ezeli, aynı zamanda kusursuz bir planı, Edison’u kandırarak ve onun aracılığıyla gerçekleştirmişti… Gerçek alanda tarih yoktu; yeni bir şey yoktu idealistlere göre. Yenilikler sadece algılanır dünyada (gerçek olmayan bu dünyada) vardır. Bu nedenle Edison aslında dünya kurulmadan önce tasarlanan ve bilinen bir planı gerçekleştirmişti, kendi yaratısı sanarak.

Vitalistler:
Yaptıklarını neden yaptığı sorulsa, Edison’un dediklerine Vitalistler de inanmaz:
Hepimiz aynı hayatın ayakta tuttuğu varlıklarız onlara göre. Hayat bedenlerini kullandığı canlı varlıkların aracılığıyla ilerler. Deneyerek, denemelerinde başarılı olanları saklayarak ilerler. Hayat bir hayvanda, sıçradığında yüzeyini geliştirse (ilk kanat denemesidir bu) daha ileri gidebildiğini farketti. Gene çeşitli canlılarda yüzeyini genişleterek (kanat oluşturarak ve onu geliştirerek) uçmayı buldu… Uçmak idealistlerin sandığı gibi bir planın gerçekleşmesiyle ortaya çıkmadı; hayatın bulduğu bir yaratmadır uçma. Yaşam buluşları için gerekli denemeleri belli varlıkları, onların bedenlerini kullanarak adım adım gerçekleştirdi… Uçmayı buldu, denedi, kullanıyor…
Kısacası; Edison bir araçtır Vitalistler için de. Yaşam gücü Edison’un beynini, bedenini kullanarak elektiriği canlılığın hizmetine sundu. Edison’a kenti elektrikle aydınlattırırken, gelecekle ilgili düşleri vardı hayatın; Edison farkında değildi hayatın düşlerinin… O kendi sınırlı yaşamının amaçlarıyla bakıyordu olaya…

Materyalistler (Mekanistler):
Onlar da Edison’un yaptıklarını neden yaptığı konusunda söylediklerine inanmazdı. Örnek olarak Freud’u aldık ele:
Freud Edison’da oral kompleks olduğunu söylemiş olabilir (örnek olsun diye uydurduğumuz bir şey bu kompleks). Önce oral kompleksin ne olduğunu hatırlamamız gerekecek. Mekanistlere göre, canlı olaylarını açıklamak için makinayı açıklamakta kullandığımız kavramlar yeter: Çekme ve itme temeline indirgenebilecek kavramlar…
Freud da bir mekanistti…Ona göre de bir enerji vardı: id enerjisi. Bu enerji, bebekte, ağzın çevresindedir. Bebeğin meme emmesi doymak için değil, kendisine rahatsızlık veren, ağız çevresindeki bu enerjiyi boşaltmak içindir. Emmek için yaptığı bu hareketlerle enerjiyi boşaltır ve ratahatlar, emmeyi bırakır…
Enerji boşalmadan bebeğin emmesi engellenirse, bebek “oral komplekse” sahip olur: Para açı olur, ne kadar kazanırsa kazansın bir türlü güvende hissetmez kendini. Bilgi açı olur ne öğrenirse öğrensin, yetmez ona. Konuşma açı olabilir: gevezenin teki olur çıkar. Çok yer, sigara içer… Kısacası ister gerçek olsun ister sembolik ağızla ilgili yaptığı şeyler doyurmaz onu… Hep açtır… Doymaz…
Eğer Edison oral komleksli biri diye yorumlanmışsa, Edison ne derse desin, yaşadığı emme açlığını (temelde bir çekme olayı) gidermeye çalışmaktadır…

Marks da böyle düşünüyordu: O da insanların dediklerine aldırmazdı… Örnek olarak; o meşhur Kadro dergisi… İstiklal savaşında savaşanların neden savaştıklarını bilmediği görüşündeydi bu derginin yazarları. Asıl neden, aletlere göre oluşan sınıfların aletlerle ilişkilerine göre belirlenmekteydi.

Spritualistler:
Onlar da inanmazdı Edison’un dediklerine. Her bir spiritualist, kendi ruh tanımına dayanarak bir şeyler söylerdi.
Örnek olarak Fichte, Edison’u harekete geçirenin evrensel etkinlik olduğunu söylerdi. Özgür olduğunu farkında bir etkinlikti bu ruhi varlık… Hepimizde vardı. Hepimizde oydu bir şeyler yapan; bizler aracıydık gene…
Ama etkinliğin söz konusu olabilmesi için etkin olunacak şey de gerekliydi: Pasiflik. Hepimiz bu etkinlikle pasifliğin karışımıydık. Edisonda bu ruh gücü fazlaydı. Edison’un dediklerine bakılmamalıydı. Evrene egemen Ben (etkin güç) Edison’un aracılığıyla kendisini (etkinlik olarak kendisini) tanımaktaydı…

Bu görüşlerin ortak yanı:
Bütün bu görüşler kendi tanımları ve düşünme ilkelerine göre (mantıkça) tutarlıydı. Bu nedenle, bütün bu görüşleri düşünme yoluyla (mantıkla) çürütmek olanaksızdı. Gözlemlere dayanarak da çürütmek olanaksızdı. Çünkü onlar, algılanır dünyayı yöneten, ama kendileri algılanamayan şeylerden söz etmekteler. Olayları gösterek çürütebileceğimiz bir şey söylemiyorlar.
Ayrıca mantıkça tutarlı (düşünülerek çürütülemeyen) bir sürü görüş üretilmişti ve yenileri de üretilebilirdi. (Bugün bu tür görüşlere deneyle temellendirilemiyor anlamında “metafizik” görüşler diyoruz.)
Bu görüşler karşısında tavrımız ne olmalı?
Çürütmeye kalkışmamalıyız. Çürütülemezler çünkü… Karşısına bilinen karşıt görüşler çıkarılmalı (ya da bu alanda görüş üretmek çok kolay olduğundan karşıt, yeni bir görüş üretilmeli)…

İşte Pyrrhon’un (İÖ. 365-275) tavrı bu:
Metafizik bir görüşle karşılaştığında, İlkin onun doğruluğunu gösteren kanıtlar saydı Pyrrhon, Daha sonra karşıt görüşün doğruluğunu gösteren kanıtları sıraladı…
Kuşkucular metafizik sorunlarla uğraşmayı bıraktılar: Metafizik araştırmalar bir sonuca varmıyordu ve algı bilgileri yaşamak için yeterliydi.
Pyrrhon’un öğrencisi Timon (İÖ. 320-230)
Balın gerçekte tatlı olup olmadığını tartışamayacağını söyledi. Ama algılarıyla balın tatlı olduğunu bildiğini ve yaşamak için de bu kadarının yeteceğini ekledi…
Kısacası metafizik tartışmalar bırakılınca yaşamda ortada kalmayacaktık. Yaşamak için algılarımızın verdiği bilgiler yeterdi. Ayrıca metafizik tartışmalar ve inançlar ruhun sükünetini de bozuyordu. Bu nedenle mutlu olmak isteyenin (sürekli bir denge ve sükunet içinde yaşamak isteyenin) metafizik sorunlarla ilgilenmemesi gerekirdi…